Bir yerleştirme,
Sanat- Kapitalizm, at -top, kadın-dantel, sav-barış...

Picasso'nun "Pipo İçen Adam" tablosuna her bakışta gözümüze sokulan pipoyu görür lakin içen adamı göremezdim. Bir gün arkadaşın biri pipo nerde dedi... bu soru ile fark ettim ki, benim adamı görememem  meğer çok normalmiş... Fark mı ettim? yoksa fark etmek için zihnimi mi açtım bilmedim!..;

Mağara duvarına çizilen ilk çizgileri çizen adamın derdi ile Picasso'nun derdi aynımıydı... yada Rönesans dönemi sanatçılarının derdi neydi?...

Çöp adamdan fotoğraf gerçekliğine uzanan süreç ve ardından gözün oynadığı tüm görme oyunları ile baş eden yaklaşımlar ve sonrasında zihinler ile oynama sürecinin sanat tarihine kazandırdığı "izmler"... ve de "sanatçının mutlak bir derdi olmalı sözü"... bilemedim...

Ben ve benim ile birlikte  ilk ve orta okulda hocasında alamadığımız sanat eğitimi derslerinin ardından  80 sonrası eğitim sistemi ile sanat eğitimi derslerinin kaldırılması yetmiyormuş gibi felsefe derslerinin de kaldırılması....  yada çok dar bir çerçeveye sıkıştırılması ardı sanat ile kurulacak ilişkiler... sanat ile temaslar ede bilme derdi içinde sanat okumaları gayretine soyunanlar...BİZLER...

Daha henüz önümüzde bir fırın ekmek var iken sanata bulaşma yada dokunma noktasındaki göz kulak yada duyu organlarımızın "modern sanat" denen kavram ile karşılaşması...bu karşılaşma sürecine de azda olsa sanata hatta "modern sanata" dokunmak üzere iken yada anlama süreçlerini deneyimleyeme çabasındaki bizim yada toplumun "güncel sanat" kavramına maruz bırakılması...

sanat eseri kavramı yerine kapitalizmin üretim ve tüketim süreçlerine benzer kavramları sanatın içine yerleştirme süreci ile tokuşma...mesele "İŞ"...
İş;  kapitalizim de bir üretim sürecini/ iştigal olma halini ifade ederken güncel sanat literatüründe  sonuç ürünü eser yerine/ karşılık kullanılması... sanatın üretim ve tüketim ilişkilerini kapitalizmin kavramlarına terk emek... Kapitalizmin baş edemediği her şey için önce "O" olma ve sonrasında ise  "kendi" yapma sürecine sanatı da düşürme hali ?... sanatın bir "dert" olma halinin anlamadan amaç olma hali ile karşılaşan toplum...

Mağara duvarındaki resme bakan herkesin  orda ki; hayvanı,  avcıyı ve av sürecini bir ikinci dile, açıklamaya ihtiyaç duymadan anlaması... sonra bir sanat okuyucunun devreye girerek; " burada mağara adamının ava gittiğini okun henüz elden çıkmamış halde tasvir edilmesinden anlıyoruz" sözcük dizini ile görünenin sade ve yalın bir ifade ile anlaşılamayacağı sorununu ortaya çıkarıp anlatılanın farklı olabileceğini algısını kesin ifadeler ile dikte etme / anlamlandırma süreçlerine atlanış anı....

 bu ekonomik ilişkiler sürecine  sonradan dahil olacak olan ve  "burada ressam..." sözcükleri ile metnine başlayan eleştirmenin makalesine yayıncısının ödediği telif hakkı ilişkisi tabi ve mutlak olarak sanat tarihinde sanat ve sanatçının serüvenine ışık tutarken kapitalizmin son tüketiciye sanatın ulaşımdaki dahil olma biçim ve süreçlerine dair de irdelenmemiş bir bilgiyi içinde barındırır.... ve de bu  ilişkisinin gelişimine de ışık tutar.

 Burada mağara devrinde bir "derdi" olduğu ve bunu  aktarma derdinden kaynaklanan eylemi sanat  olarak niteleyen modern insanın hayatında kendine bir alan açan sanat; modern insanın "sanat" sözcüğü ile ifadelenen ve kavramlaşan ve her dönemde kendi iç gelişmeleri ile kendine yeni mecralar açmayı başaran sanat kavramı...  tek ve yegane olma şansını yakaladıkça yeniden, yeniden evrilmeye devam edişi.... ve bu evrilme ve eylem, bir [İş]gelir aracı olma yoluna girmesi ve "dert" bir yerde dururken kapitalist örgütlenmenin dayattığı [işler] kendi etiği ve de hiyerarşisi içinde iş bölümü kavramı ile derdi olan yada olmayan insanın "insan" varlık adının başına bir sıfat yüklemesi; "sanatçı"
 ve bu işler hiyerarşisi içinde sanat ve sanatçı bağlamında kapitalist ilişkilerin yeşermesi ve biçimlenmesi....

Kesin olan insanın ilk mağara duvarına  müdahalesindeki "dertli" durum kapitalizmin sanata bakışı ve kendi hiyerarşisi içine almasına giden yoldaki süreçlerde daha görünür oluş.... sanatçının her bir biricik olan müdahaleleri ile yaratığı ürünler kapitalist tüketim döngüsünde mevzi kazanması ... tüm üretim şekillerinde olduğu gibi burada da üretici ile tüketici arasındaki tüm süreçler ardından en acımasız  artı değerin saklandığı  son halka.... bu halkaya sürecin içinde fırsatlar/(ihtiyaçlar) bulundukça yerleşen sanat tarihçiler, sanat eleştirmenleri ve galericiler...

fakat günümüzde buradaki bu ilişki yani sanat tarihçi/sanat eleştirmeni -galerici ,kolleksiyoner arasına sıkışmış bir kapital  ilişkisinden,  güncel sanatta bu çok daha masum bir meşruiyet ile" küratör, kolaylaştırıcı,sergi direktörü" gibi eser ve sanatçının sistem içinde var yok çizgisine sokmayı başaran ilginç bir halkaya dönüşerek iş tutar haline dönüşmesi...

batı daha doğrusu batıda kurumsallaşan bu kavram yada sanat müesseseleri bu işin kendi deneyimleri içinde kapitalist etiğini de oluşturmuştur (tüm tartışmalar saklı kalmak kaydı ile)... ardından batılı ilkler ile ilk teması kuranlar  bu müesseseler ile ilişkilerini oluşturup bize ithal ederken oluşmuş bu etiği fazla bozmadan kendi özelinde özellikle de metropollerde oluşan elit içinde meşrulaşma hali... kendi etiği ile memlekete gelmiş ama yerli kapitalist ilişkiler içinde harmanlanmaya başlaması ile meşhur "Anadolu Çarıklı Erkanı Harbi" kurnazlığı ile yeni bir yaklaşıma taşınma, müessesenin geliş / ithal hali etiği görmezden gelerek onlara ve bu zihniyet ile ilklere öykünüp gölgelerinde nasiplenme arzusu ile kabaran iştahlar... ve metropollerde ki  bu durumun özellikle henüz burjuvası oturmamış lakin aydınlanmacı zihniyetlerin açık toplumlarında yeşermek için atılışı ve BEN(birinci tekil şahıs zamiri)lerin yaşadığı kırsala dayalı şehirlere  dağılanlar...buralarda türeyen kurumsal olmaktan öte kuralsız  aile şirketi çıkar ve yönetimsel ahlakına emanet halleri ile birer devekuşu  halleri.. evet, evet  yaratılan durum/ işler deve  mi  kuş mu misali..... ama evet mükemmel devekuşları ... ve hani meşhur Anadolu bilgeleri sözü ile  koyunun olmadığı yerde keçi olup Abdurrahman Çelebi olarak ortada dolaşıma girenler...
Bu konudan uzaklaşmadan sürece dair önemli bir izi de not düşmeden ilerlemeyelim.... kapitalizm sanatı öylesine kuşatır ki sanatın ve sanatçının ne dediğinden daha çok  artı değeri ile hemhal olacak alanlara bakar ve de bulur;  sanat fuarları kurar/sponsorlar yaratır aracılara aracı olur... herhangi bir metanın alınıp satıldığı üretici ile tüketicisinin karşı karşıya geldiği lakin bu karşılaşmada  artı değer elde edecek/ alacak birey[hangi sıfatı yakıştırsa yakıştırsın]varlığı ile var olan bir pazar olan fuar ticari ilişkiler merkezi sanata da ev sahibi olur... bunun yanı sıra artık  kültür ve sanat alanında pek çok insan Kültür  yada Sanat endüstrisi yada pazarı kavramını günlük yaşamın içine monte olma hali alan hakimiyetini ele geçirir...

şimdi az buçuk sanat; resim, heykel, yazın falan derken... yüksek kültür dili yazının divan edebiyatından  günlük dile indiği bir sırada yeniden doğu etkisi yerine batı esintisinden yel kapmış yeni bir  yüksek kültür dilinin tekrarı ile doğuşu ve bu dil ile sanat yazınları ve eleştirileri... sıradan benlerin bilmediği kavramların arasına serpişmiş tanıdık sözcükler ile işlerin hangi felsefi akımın dili ile olduğu bilmek/anlamak için özel bir sözlüğe sahip olmak ... yazanın dahi yazısını bitirdiğinde kendi okumasından kendinin ne kadar zor[anlaşılır olmayan] bir metin oluşturduğundan gururlandığı anlar...

bir de sanatçının  dışında kavramlaştırılan kapitalizmin tüm reklam ve paketleme yöntemlerini kullanarak üretilen işin tüketiciye taşındığı aracı kurumların yüksek kavramsal bir dil ile meşrulaştırılarak sosyal ve ekonomik rant kademesinin güncel sanatının olmazsa olmazı olarak kurumsallaştırılması... sanatın kendi ifade yalınlığından koparılıp pakete yerleştirilmesi... ve sanat ile zanaat tartışmaları süre giderken bir türlü bitirilemeyen süreçlerde kent meydanlarına ve de kavşaklarına konan kenttin marka ürünlerinin farklı malzemelerde üretilmiş devasa formları... bu formların taşralılık ile küçümsenerek sanat harici ne sürülmesi...   acaba bu işleri kimler yapıyor yada kimler koordine ediyor... hani ihale koşturan çantacı [denen aslıda işin içeriği ile derdi olmayıp daha baştan parayı alıp ihaleyi terk eden]müteahhit öykünmeli alanda iş takipçileri /pazarlamacıları da mı var demeden geçemiyor insan....
"Çantacı Sanat Pazarlamacıları" ilginç ve  taze bir kavramı oluşuyor yada oluştu ve de adı var mı okuyamadık hani  yüksek kültür dilinde yazılmış bir makalede falan... kim  bunlar... yoksa buda sanatı kapitalizmin satan aracıları ruhunun doyumsuzluğu mu.. ekonomi olsun da  nasıl olursa olsun mu...

Yani sanatın içinden sanat adına bu yeni durum okumaları günlük dile düşünce kulağa hoş gelmeyen sıradanlaşma ve  kapitalizmin acımasız ekonomik ve sosyal  artı değer hırsı...
sanat üzerine mi sanat hep tartışılacak her hali ile ve her hali ile alt kültürden  BENler de bir şey söylemeye her hali ile devam edecek kendi özgün tartışmasını yitirmeden...

 Okyanustan kopan bir zerrede okyanusun tamamı idrak olabilir mi sorusunu  yanıtı tartışmaya ne kadar ihtiyaç duyuyorsa, duyduğu kadar sanat tartışmaları sürecek... yalnız sanat tartışmasının yetenek sıralamasında  diz kapak adalarında atığı her afili kulacı ile yüzme becerisini izleyenlerde yarattığı izlenim içinde saklı kalacak... diz kapak adaları derinliğinden ilk yerleştirme; "Sanat- Kapitalizm" selam ...


diğer ikililer sırası ile  gelecek selamları var...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar