varken görülmez olursun ilk adın çıkar ve ilk adın unutulur sonra nefesin... açtığın kapı girişte değil de çıkışta meydana çıkış... meydan sız kentlerin meydanına çıkmaz sokaklarda kalır aklın önce tellallar çıkar sesi kısar davullar... söz kaçar kulak kalır... söz; yediveren gülüdür bir acı kahvede gidiverir az önceye yaşlı bir ağaç kavuğunda tıraşa damat tıraşına... hoş kubbede seda imiş terane taze mekana düşerken söz masala ekilmiş destanı saklar masala saklı "ben"li yaralar... pazar bulup pazarlanır... benler, benlere kavuşur anka kuşu küllerine... varken görülmez olursun ve bir bensiz mülkiyetsizlikte ve lakin diğer benler bulur benlerini unutulmaz anılardan kaçtığında fotoğraflar, var olmanın tapusu fotoğrafta mülkiyetin bir siluet gözden ırak gönülden ırak derler ya... benliğine hükümsüzlük vurmuş anlar sensiz atide çerçevelenmiş, kutsanmış benler... tüm eskiler gibi şansız ve adsız kalmış, yenik düşmüş benlerden ırak... "ben...
Kayıtlar
2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
bir yere ait olmak yada bir yerli olmak... çok sık kullanılan bir sözcüktür memleket neresi... bunun cevabı yeni zamanlarda eskisi kadar kolay değil... bir dönem kestirmeden doğduğun yer değil doyduğun yerdir denirdi... evet doyduğun yerli olmak... doyduğun yerli olmak önemli bir toplumsal kaçıştır... birde "kentli olmak" kavramı var... "memleket nere" kadar önemli bir araç insanların toplumsal ilişkisinde... şimdi ban sorduklarında memleket neresi diye hiç düşünmeden doğum yerimi söylerdim ve hali hazırda da söylemeye devam ediyorum... aslında yaşamımın en kısa süresini yaşadığım yerdir doğum yerim... iki aşamalıdır bu sürede; ilki,doğumdan aile göçünün İstanbul'a geçmesine kadar ki bir yıl ve ikincisi liseli yılların son bir buçuk senesi... geri kalan yıllarda iki bölümlü İstanbul hikayesidir... biri çocukluk ve gençliğimin şekillendiği Koca Mustafa Paşa, Yedikule, Samatya semtlerinin geçtiği üçgen arada bir buçuk yıllık doğum yerime dönüş, bir yıllı...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
bu sabah bir selam ile derinden etkilendim ki sormayın... ve ikna oldum ki tam olarak ve tüm yaşanan deneyimler göstermektedir ki: okumuş-yazmış,, mal-mülk sahibi olup ekabir sınıfına dahil olmak için geldiği ve geçtiği yolları yitiren bir zihniyet yeşeriyor var olanların yanı sıra... bu zihniyet: teba olmaktan birey olmaya geçemeyen zihniyet ve bildim ki bildiklerimin yanı sıra çaresiz birlikte bu topraklarda yaşamak zorundayız bu zihniyet ile... ve bu zihniyetin varlığından güç alan ve kendilerine sosyal statü de dahil olmak üzere ikbal yapanların pompaladığı ve işaret ettiği üzre kurulan tekrar cümlelerin varlığı ve yoğunluğu tüm diğer gerçeklerin görünür olmasını zorlasa da bu coğrafyanın ürettiği değerli sözlerden bir de çok kıymetli ki: "buda güneş balçık ile sıvanmaz... " bu cümle belki bu gidişatın geleceği hakkında bu ışık hali... hal bu iken ve ne güçlü bir var oluş halidir ki teba olma deneyiminin maliyeti bir bir bilinse de birey olmak yerine bireye tabi olma ha...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
bir tek şüphe düşerse mermiye ölüm haram bedene... haram ölümlü bedenler ve ki şüpheli kurşunlar... ölüm toprakla hemhal olmak fikir zikre köle... vicdan, vakitsiz ölüme isyan!... helvasız definler abdestsiz tutulan saflarda namaz... şüphe düşerse mermiye ölüm haram bedene toprak ile hemhal olan beden bedene zikir, kurşuna destan... zikirsiz beden, destansız kurşun... vicdan, güz mevsimi sararmadan kar, edepsizliği örtmeden... her yer ak oldu sananlar kara toprak güneşin nöbetinde gelecek gün... kara toprak donanacak: vicdan.. mermi...ölüm...vicdan... c ince 21 Eylül 2017
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
kendiliğinden var olamayanların kazık çakarak yok olmama mücadeleleri özel kıymete tabi olmalı ki... yılları kazığa bağlanmış variyetsizlik... para çiseyişlerini ile sağanak yağışları arasında tercihsiz, damlaya damlaya göl oluru gerçekleyen zihnin arpalığından var edilenin şemsiyesiz gezdiği kanısı ile kendine yağan kısmından çıkardığı sinekten yağı parlatarak mekansal varlıklarını kutsallaştırma anlarına tanık olmak... kapıdan kovulduğunda bacadan girme yetisine sahip olan ları yitik yüzlerini biçimlendirip kendi sosyal variyetinin aurasından yararlananları görselleştirmek ve ardı sinek kanadından çıkan yağ ile auralanmak... çökmüş bir mekandan yeni mekansal bir besin üreterek yüceltme hissiyatı ile sisli havanın yaratığı dumanın gizeminde saklanarak her yere nüfus eden ve kuyruğu metropol artığı ile gölgesine düştüğünü görmez olup kendi sosyal aurasından yansıyan cepsel durumuda kutsallaştırmak için kendi adını kutsallaştırarak tarihe kayt etme destansılığında olmak.... en büyük ...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
bazı anlar vardır ki susmak konuşmaktan daha zordur... birden vatan hainliği seni bekler hemen köşe başında... esen fırtınanın başlangıcını kaçırır, düşen yaprağı son bahar esintisinin doğal neticesi sanırsın olayı... o aslında büyük bir kasırganın öncüsüdür... tüm emperyaller bir konuda aynı şeyi söylüyorsa bir derin nefes alıp yeniden ve yeniden bakmak lazım itidal ile... hamaset saatlerinin tecrübesi ve getirisi bu kadar netken... itidal...itidal..itidal... toplumsal olarak yakalandığımız Alzheimer hastalığından kurtulup, uzak geçmişi hatırlayıp yakın geçmişi unutmaktan vaz geçmeliyiz... yakın geçmişteki deneyimlerimizi unutmamalıyız... yoksa tuvalete giderken de gelip birileri elinizden tutup götürmeye başladımı; ahımız ve de vahımız gök kubbeyi doldursada kaçan tren bir daha ki istasyonda yakalanmaz... ve kolunuza girenin kim olduğunu hatırlamanızın bir anlamı kalmaz... güler yüzü ile senin kolunda seni helaya götürmektedir yalnızca.... burada ki tren binipte istediği...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
bazen korkularında kaybolur insanlar, bazen yolda... bazen yağmurda susuzluk çeker... bazen çölde vahaya düşer... bazen üç elma düşer... elma nereden düşer...bazen masaldan bazen Newton'un altında oturduğu ağaçtan... lakin düşen elma nereden düşerse düşsün korkularınız düşmesin... pambık prensesin nefes borusunu tıkayan da bir elma derler... birde suni teneffüs ile çıkmadığı alttan sert bir basınca ihtiyaç olduğu dedikodusu vardır... neyse ki korkunun ecele faydası yok... d ostlar diyarında korkular iyidir... dost ile dostu bulur... dost ile dostu yitirirsin... az gidersin uz gidersin döner bir bakarsın kokuların bir arpa boyu yola takılmış kalmış... sonra durug... düşünürsün; pirelerin berberlik yaptığı dönemde sakal tıraşını yapan pireye nasıl güvenmiş tellal deve... ya boynuna geldiğinde ustura kayarsa... gönlün korsuz uyur musun koltukta... pireler berberliği, develer tellallığı bıraktığından bu yana... Midas'ın kepçe kulakları her şeyi duyar olmuş lakin keloğlanı...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
yüksek duvarlar ile sokak cephesi kapalı bir bahçenin ahşap kapısının ardında oturup Arnavut kaldırımı döşeli sokaktan her geçeni ayak sesinden tanımak ve an itibari ile zamanı bilmek... bildik dışı ritm ve tonlamada kafayı tahtalar arasındaki aralıktan dışarı görecek şekilde uzatmak... ve tip üzerinden kime gelip gelmediğini ve dahi sokağı yalnız geçiş için kullanıp kullanmadığını tespit edecek hassas bilgiye nasıl ulaşılır..öyle bir bilgi karşısında nasıl bir vaziyet alınıp durum değerlendirilir... birde hepimizin aklında ve dilinde pelesenk olmuşken aklımızın çalışma prensibi... ya kaçarken ile başlayıp yeni katılımla "ya bulaşık yıkarken"-in dahil olduğu üçlemeye kavuşmanın sonsuz derinliği ile baş başa kalmanın dayanılmaz huşu ile huzuru içinde kalmak... kapı arkasında oturan şahıstaki ulviyet makamını bir düşüne biliyor musunuz... komşuluk ilişkileri... meraklı olmak mı stresin ilacı, dedikodumu yoksa bilgi mi işin temeli... ya bulaşık yıkarken gözüne sabun kaç...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
her biri üstü Arabi elifbadan harfler ile isimler nakşedilmiş mezar taşlarının yer aldığı caminin haziresinin kıyısında dinelip mezar taşlarının sahip ve sahibeleri için dua okuyan adem yavrusu iki elinin suratına "amin..." diyerek sürüp suratını mesh ettikten sonra hafiften hızlanan adımlar ile yürümeye devam etti... güneş hiç bilmediği bir coğrafyanın üstünden geçercesine heyecan ile hızla mekanların üstünden sıyrılarak karşı tepelerin ardından batarken ıslık çalarak yolun başına kadar gelmiş olan adem yavrusu, güneş ışığının kendini dağların ardına atarak saklaması ve ayın da bu akşam bulutların ardında gizlenmesi nedeni ile sokağa hiç beklenmedik zifiri karanlık çökmesi nedeni ile duraksadı.... öğle üstü okuduğu dualar geldi aklına biran adem yavrusunun sokak başında yer alan caminin haziresinde bulunan mezar taşlarının yatan sahip ve sahibeleri için... lakin dualar gündüz gözüne okunup amin ile yüz mesh edilince duyduğu huzurun yerini bir telaş ve çekinme almıştı ...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
çekip gitmek istiyorum bu diyardan... önüme düşmüş, birikmişleri, ardıma bırakarak... çekip gitmek dönmecesine, özgürlükler başak verdiğinde... hasat zamanı beliren düven üstünde, kosalar tarlaya girdiğinde, biçmeye... özgürlük biçmeye... özgürlükler biçilince olgun başaklarında, özgürlükler kosaya geldiğinde.... düven üstünde dinelmek... uza bakmak.. özgürlükler biçildi mi... gelmek dilekli, terk ettiğim diyara gidiş... ekildiğinde toprağa burada,özgür, biliyorum başaklar donanacak... güneş vurdukça ergenlenip özgürlüğün başakları toprağa çark ettiğinde yönü, hazan mevsiminde tüm doğanın sarardığı gibi... altın sarısı kesildiğinde döneceğim söz... kostaklanan sözler diyarında kostaklar, Ay'ın gümüşi renginde gaybubete düştüğü, katran karası gecenin güne buluşamadığı, özgürlük nurlu anlar geldiğinde... dönmüş olanlardan olacağım, kosalara çark.. örslere çekiç donanmış sırtımda geleceğim... çekip gitmek istiyorum bu diyardan.... birikmişlerim tastamam önüme düşenlerd...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
bir kentti eski adı ile anımsamak... bir kentti eski adı ile anımsamak...belkide bir mekanı, bir sokağı yada mahalleyi hatta ve hatta bir semti... anıları koparıp çıkarmak saklandıkları yerden... acıları hüzünleri ile anıları... sokağı aydınlatan çinko muhafazalı sokak lambası altında durup görünmek... incir ağacından incir aşırmak bahçe duvarına tırmanıp... belki de sayfa köşeleri süslü hatıra defterleri arasına konmuş ve kuruduğu için günümüze kadar gelmiş bir yaprak tanesinden... yada limon tuzu ile cam şişed e şerbete yatırılmış gelincikten... ve yahut ahşap kapının bronz kapı tokmağında ki parmak izinden... yada siyah beyaz iken yılların yorgunluğu ile sararmaya vurmuş kendini bir fotoğraftan... ve bazen hiç ummadığın bir arkadaşının dilinden... yada sarı leblebiye dost olmuş bir bardak bozadan... bir kentti eski adı ile anımsamak... belkide bir mekanı, bir sokağı yada mahalleyi hatta ve hatta bir semti... fikri ve zikri ile yanılgıya düşmeden... gün için değil, yarı...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
fırtınasız bir denizde bir yelkenli, göz görür karayı, kara çok uzak... dildeki söz kulağa, bıyıktaki miski amber genze çok uzak hamasette sarılmış destancılar, nefeslerden uzak yüreklerde... vicdana sarılmış sıcacık barış; masala bürünmüş, bir arpa boyu bekler... ve bu gün, dünkü andan çok uzak yarınki an... ve dahi kurulur öz cümle, bir yokmuş ta bir varmış ile... c ince 9 Eylül 2017
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
mahalleden transfer sokak arası arsalarda top oynar aşağı yada yukarı mahallenin takımından transfer teklifi alırdık... mahalle takımından kopup ta öteki mahallede top oynamayı çokta içimize sindiremezdik... lakin transferler cazipleşirdi bazen... topu olan takım kurduğundan takımda yer bulamayınca hırstan üst yada aşağı mahalle takımda oynayı verirdin... bu durumda köşedeki çeşmeye su içmeye gelene kadar her şey normal gelirdi... lakin köşe çeşmede herkes mahallesine döndüğünde işte o zaman... . hele ki bir de gol attıysan, o zaman adımlar geri geri giderdi sonunda akşamda olsa gideceğin mahallen belli... birde; sıcak yaz günü maç bitiminde iki mahalleyi bir birine komşu kılan köşedeki çeşmeden su içer ferahlardık... ki çocukluğumuzun büyük bölümü ramazana denk geldiğinden pek çoğumuz tekne orucu tutar bazılarımızda niyeti tam güne yapar akşam ezanın gelmesini beklerdik... lakin maç olduğu günler oruç olduğumuz unutulur kana kana su içilirdi köşe çeşmesinden ta.. ki! tekne oru...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
zaptiye amirini bekliyorduk sürgün hikayeleri ya bir duvar dibinde ya bir meydanda toplanma ile başlar... toplanma isteğe bağlı olmayan sürgüncü yani toplayan tarafından gerçekleştirilir... çömelmiş duvar dibinde zaptiye amirini bekliyorduk tam o sırada çıka geldi komşu, elinde iki yumurta vardı... "senin kümesten bunlar" dedi, "bedelini vereyim hiç değilse"... elime yüklüce bir para sıkıştırdı..." komşuluk var unutma" dedi, ekledi "zaptiyeye belli etme"... yürüdü gitti.... yanımdaki alçak sesle "beni m komşuda, kızım ile oğlunu evlat edindi" dedi... neden ve nereye gidiyorduk bilmiyorum... daha önce den duyulmuş pek çok göç vardı... ve pek çoğu sanki marifetmiş gibi uzun uzun anlatılırdı... ya zorunlu olmayan gönüllü göç... gönüllününde içinde bir sır... yok mudur... bir seyahate çıkmıyorsun, tüm anılarını bırakıp çıkıp gidiyorsun... bir duvar dibinde yada meydan da çömelmeye bilirsin, belkide komşun ardından bir maşrapa su dök...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
hiç çalmayan hiçlik kapım hiç açılmadı... penceremden sonsuzda görülen ufuk çizgisi birde zihnimden sen hiç silinmedin... ve bir ben, benimde eriyip bitti... toprak bedenim ile hemhal şimdi... baş ucuma göz yaşı damlası dökülmesin, adım için mermer yontulmasın isterim... karıncalar düğün kurmuş, kına geçesinde bedenim baş konuk... c ince
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
bir tek şüphe düşerse mermiye ölüm haram bedene... haram ölümlü bedenler ve ki şüpheli kurşunlar... ölüm toprakla hemhal olmak fikir zikre köle... vicdan, vakitsiz ölüme isyan!... helvasız definler abdestsiz tutulan saflarda namaz... şüphe düşerse mermiye ölüm haram bedene toprak ile hemhal olan beden bedene zikir, kurşuna destan... zikirsiz beden, destansız kurşun... vicdan, güz mevsimi sararmadan kar, edepsizliği örtmeden... her yer ak oldu sananlar kara toprak güneşin nöbetinde gelecek gün... kara toprak donanacak: vicdan.. mermi...ölüm...vicdan... c ince
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
dev dalganın sahile attığı bir balık... balığa sahilde suni teneffüs yaptıran bir yürek... dağ başında hedef olupta kurşuna, düşünce musalla taşına ... paramp arça damakta kalan isot tadı... bir de, bir de ardından musalla taşı ardında saf tutmuş, damaklar.. damaklar için karılan helva, helvanın şekeri mısır şurubundan ve mısır şurubunda bir parmak izi aynısı, yürekte ki kuşunda... ardında, kızıl kan lekesi sıçramış bir koltuk.. koltuğa vekaletin kan lekesi ürkmesi ve ürkekliğin salması korku: belde izbarço bağının yutak üstüne düğüm olma hali.. dev dalganın sahile attığı bir balık... balığa sahilde suni teneffüs yaptıran; bir yürek... dağ başında hedef kurşuna ve korkuları hiçleştiren analar... anaların yüreğinde yükselen çığlık.. tüm parmak izindeki delilcilere ragmen: barış!.. c ince