şehit
sevdiceği Elif'i,
tenin kokusu sinmiş çemberine
iki elinin ayası arasında sıkışmış sanki gün görmemiş teni
derin bir nefes çemberinden
kan ve barut kokusunu bastıran
sevdiceğinin kokusu...
kıyamadan yeşil sarıklı imam nikahını
yolculuk öncesi,
cumadan okunmuştu düğün,
perşembeye diyerek
dost hısım akrabaya....
perşembeden devir cumaya...
cuma gecesine...
Yasin ve Tebarekeler okunup yakılacaktı kınası
Cuma namaz vaktinin çıkması beklenecekti
köyün tek minareli, tek şerefeli caminin avlusunda
ardından cuma hutbesinin bitmesi beklenecekti
nikahı kıymak için...
lakin tutmadı hiç bir şey
vakit hesabı da dahil...
jandarma düştü köye
imam ile muhtar önde,
kapı kapı dolanıp....
bıyığı yeni terlenmişler okundu davul eşliğinde,
düğünü okuyan tellal ile...
toplandı akşama meydanda tüm köy,
yalnız bıyığı yeni terlemişler yan yana sıra
helalıklar tezden alınıp düşüldü
yol uzun,
hasret uzağa düştükçe kavuşmadan
dağlar tepeler ardı koca bir su göründü,
boğaz dedi baştaki zabitin yamağı
boğaz...
Çanakkale Boğazı....
komutan rütbesi; mülazım-ı sani
İngiliz, Fransız ve yedi düvel der
suyun karşı yanına varmak için tepe ardı kıyılara dizilmiş...
aşıldı mı su ve tepeler
girdik mi zeminliğe
dost.... dost olur, düşman... düşman
kim kime dost ve de düşman...
er meydanı güreşe değil döğüşe...
gölgesine düşe düşe ağaçların...
vardılar sipere
ve
yerleştiler zeminliğe
yorgunluktan şişmiş ayak tabanları sızılar
ilk mermi sesini o zaman duydu, ürktü..
az yakınına saplandı.
ardından bir daha bir daha..
sindi...
lakin
korktu mu bilinmez
ama er korkmaz derdi,yeşil sarıklı hoca...
her bir çocuğa...
çolak Selim, tilki İsmail
çolak Selim, tilki İsmail
ve de
yeşil sarıklı hoca,
her kuran dersi öncesi,
elifbadan önce hayat dersi derdi;
erkek adam,
er kişi korkmaz!...
er kişi korkmaz!...
er olan korkmaz ve gezmez abdestsiz
abdestsiz teslim ederse canı
vay ki,
vay hali....
cehennem ne yana düşer...
Araf'a düşmeden görür...
şehitler Araf da bekler mi?
nereden düştü hocanın sözü şimdi aklına
yoldan geldi, yorgun uymak ister...
ve de
daldı gitti derin uykulara
biran düşüne düştü sevdiceği
vuslata düştü gönlü
nikah ardı
sırtında hissetti tüm arkadaşlarının yumruğu,
gerdek kapısı önü...
daldı odaya...
göyneği altında içliği,
içliğinde saklı mendilinden gelen koku...
sevdiceğine sarıldı, öptü kokladı...
ve olan oldu,
tutmak istese de olmadı...
ve derinden düştü ilk top mermisi zeminliğin yanına
mermi sesinde irkilerek, sipere koştu...
daha çıkmadan zeminlikte,
çıkarıp kasaturasını taktı tüfeğine...
hücum emrini duymak istemiyordu,
duymadan, duymadan emri...
takım çavuşuna sormak, dertlenmek istedi..
çavuş sus işareti verdi,
işaret parmağını dudaklarının önünde tutup,
... sustu
kalbi yerinden çıkıyordu,
gelecek emir hücum!..
nereye,
abdestsiz nereye...
ve hücum sesi duyuldu,
önce zabit namzedi
ve de ardından çavuştan
ve de ardından çavuştan
fırladı tüm takım ile gusül etmeden..
hali yük oldu durdu ölüm böylemi bulurdu...
düştü aklına teyemmüm...
yetmedi zaman, alamadı....
abdestsiz Araf da mı kalırdı
ölmektense, öldürüp tüketmek istedi
fırladı hırsla karanlığın içine...
bir, bir daha, bir daha sapladı süngüsünü
dördüncü için hamle ettiğinde düştü yere
baldırında bir sızıntı hissetti...
birde karın boşluğunda
Araf da kalırmıydı şehitler abdestsiz ..
Araf da...
gelinciğin rengi ile harman oldu bedeninden düşen damlalar
içliğinde sakladığı sevdiceğinin mendili,
çıkarmak, kokusunu duymak istedi,
isyan etti duyduğu kokuya
bu koku! onu abdestsiz kılan...
sevdiceğinin kokusuna isyan, abdest...
şehitler Araf da mı kalır abdestsiz şehitler,
köyün imamı... yeşil takkeli,
abdestsiz dedi...
abdestsiz ölürsen...
Yorumlar
Yorum Gönder