Kayıtlar

Eylül, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
seksen öncesi bir gençlik öyküsü G ünlük sıradan bir an yaşanırken üç el silah sesi duyuldu. Ardından at arabası ile gezinen zerzevatçının sesi bastırdı tüm sesleri. " Atım! Atım vuruldu..." Alnından isabet alan atın sağdan soldan geçenler tarafından   dikkati dağılmasın diye takılı olan koşum takımının bir parçası deri aynalardan sağdakine üç damla kanı sıçradı.   Bu arada son sürat koşmaya başlayan iki yeni yetme  delikanlı hızla köşeyi dönerek sokağı terk etti. Dolmuş sırasında ilk sırda yer alan 54 Chevrolet'in direksiyondan sallama vitesini boşa atan şoför araca hakim olana kadar araç yokuşun sonunda yer alan döner kavşağa varmıştı bile. Hızla iri yarı karayagız iki delikanlı öğrenci yurdunun kapısından at arabasına doğru fırladı, biri zerzevatçı ile bir şeyler konuşurken diğeri biraz önce koşarak köşeden kaybolan yeni yetmelerin peşine takıldı. Köşeyi döndüğünde yeni yetmeler göz den kaybolmuştu. Silahını yeni nişan alırcasına bir kez daha yolun ortasına doğ...
Resim
Bir Kilit Bahir Kalesi                                           hikayesi Merhaba Dostlar, sesin sahibini mi merak ediyorsunuz? Kilit Bahir Kale'si duvarında  dile gelmiş bir taş parçasıyım. Sessiz, sakin kalenin bedeninde oturur dururken birden dile geldim ve  Çanakkale Boğazı üzerine tanıklıklarım sırası ile düştü dilime; Benim insanlar ile tanışmam bundan dokuz yüz yıl kadar öncesine dayanır. İlk tanıştığım insanlar Ege denizinde bu gün Midilli denen adadan gelmişler buraya. Sonrasında pek çok farklı diller konuşan insanlar ile de tanıştım. İlk tanıştıklarımın dilini konuşmasalar da hepsini anlıya biliyordum. Son zamanlarda gelen gidenlere kulak misafiri olduğumda öğrendim, meğer çok önceleri de pek çok insanlar geçmiş bu topraklardan, yüz bin yıl öncede insanlar yaşamış buralarda. Benim ilk tanıştığım insanlar Aioller, onların milattan önce...
Nisan ayının sonunda yazdığım bir yazıyı masa üstündeki klasörleri temizlerken buldum ... O sıralar hiç bir yerde paylaşmadığımı fark ettim... Barış Üzerine; Barış savaşın karşıtı bir kavram mıdır ve de yalnız başına anılamaz mı?, Türk dil kurumu barışı; ( http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.52d90f06cc0386.07983901 ) ise ;1.   isim   Barışma işi 2.   Savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh, hazar 3.   Böyle bir antlaşmadan sonra insanlık tarihindeki süreç olarak tanımlamış, . turkcebilgi.com ( http://www.turkcebilgi.com/sozluk/bar%C4%B1%C5%9F ) ise;   barışma işi:   savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh:   böyle bir antlaşmadan sonra insanlık tarihindeki süreç: barış içinde yaşamak.-     uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam: olarak tanımlıyor wikipedia yada ise ; Barış   keli...
şehit sevdiceği Elif'i, tenin kokusu sinmiş çemberine iki elinin ayası arasında sıkışmış sanki gün görmemiş teni derin bir nefes çemberinden kan ve barut kokusunu bastıran                                         sevdiceğinin kokusu... kıyamadan yeşil sarıklı imam nikahını yolculuk öncesi, cumadan okunmuştu düğün, perşembeye diyerek dost hısım akrabaya.... perşembeden devir cumaya...                                      cuma gecesine... Yasin ve Tebarekeler okunup yakılacaktı kınası Cuma namaz vaktinin çıkması beklenecekti köyün tek minareli, tek şerefeli caminin avlusunda ardından cuma hutbesinin bitmesi beklenecekti nikahı kıymak için... lakin tutmadı hiç bir şey vakit hesabı da dahil... jandarma düştü köye imam ile muhtar önde, kapı kapı dol...
Bir Şubat Sabahı Kordon.... Puslu bir havada çekti dikkatimi; Mahpushane havalandırmasında misali, deniz kuşu ak martı ile sevginin ve barışın kuşu güvercin, voltadaydı kordonda... derin bir sohbete dalmışlar iken, voltaya bodoslamadan dalan acemi mahkum misali düştüm önlerine... ak martı'nın karakaşı altındaki küçücük gözünde yıllardır evinden ırakta kalmış denizci masunluğu   okunuyordu... sözündeki burukluk hariç, muktedirin gölgesinde eşinen tavuk dedi, ak martı; nemli topraktan, eşinip çıkardığı sogulcanın bolluğuna kanıp, çok iş yaptım der hayıflanır... güvercin onaylarken sözünü ak martının... güneşe engel muktedir yıkılınca, gün kurutur ki toprağı... eşelenmek yeter mi o zaman, kuru toprakta.... derken düşürdü gagasındaki ekmek parçasını, tavukların muktedir gölgesindeki lükslerine nazar ederken... voltadan çıkmak için son hamledeyken adımım, ak bezlerle sarmalanmış, tahta kutuyla taşınan şair geçti kenardan.....   son şiirinin, son mısrasındaki sözcükler, son mısray...
Hazan Fal baktırdım dün gece... babamdan kalan fincandan içtiğim kahvenin telvesinde... rüzgar çıktı... yaprak... ve iki damla göz yaşı... hazan... C. İnce/4Temmuz 2014/Çanakkale
ben ise "bensiz".... şu yerküre üzerindeki canlılar içinde mevcut iletişim kanalları dahilinde ulaşılabilmiş bilgi ile konuştuğumun yada yazdığımın farkında olarak öleceği "ölüm" bilgisine sahip tek canlı türü olarak insan davranışını anlamlandırmak ve anlamak mümkünmüdür? her birimizin bedenine dahi sahip olamadığı bilgisi bu kadar açık iken.... ve öyle bir varlık ki onun geleceğine ona kimlik kazandıran akıl dahi onun geleceğine dair karar veremediği  bedende, hükümran olan akıl sınırsızlığının yaratısındaki  özel ve büyük evrenindeki "ben" devini nasıl ıslah edeceğiz.... yalnız kendi yarattığı büyük evrenin içinde kalan diğer küçük dünyaları baskılama arzusumudur, ben devleri arası çatıma?... yoksa sahipsiz bir sonsuza sahip olma yolu yer küre hakimiyetini ele alan "ben" ile mi mümkün bulur "ben" aklı... bu "ben" devlerinin tutuştuğu kavgada ulaşabileceği zirvenin ölüm olduğunun farkına kim varacak... çok karamsar deva...
Açlık... Askeriyeden kullanım dışına çıkarılarak satılmış jiplerden biri ile havanın sıcaklığını da fırsat bilip üst tentesi dışında kapılarını sökülmüş olarak  tozlu köy yolunda ilerliyorduk.. zaman zaman  arkamızda bıraktığımız toz bulutuna aldırmaksızın zaman zaman yol elverdikçe hızda yapıyorduk.... lakin bu tüm gün içinde  gezide birkaç kez den daha fazlada olmamıştı... köklerimin can bulduğu dağ köyüne doğru ilerliyorduk... doğduğumda ailemin  bu köyü terk edeli on yılı geçmiş bir ayrılığın üzerine yirmi yıllık bir şehir yaşantısının hafızalara düşen  hikayesinin izleri ile ilerliyorduk.... On yıl doğum öncesi yirmi yılda doğum sonra bir yolculukta dağ köyü yolunda toprak yolun virajlarında yol alan benim küçük dar hafızama gece yatak başında şehir çocukları annelerinin anlattığı masallar yerine annemin anlattığı köye dair anılarda şekillenen köyüm... akşam olmak  üzere iken babamın  köyünü es geçip doğrudan anan köyüne yöneldik... zirveye...
Aş ve Aşk aş ile aşk arası bir yaşam aşın aşka yataklığı bazen... bazen aşkın aşa yataklığı... aş ile aşk arası ilişkiler, kimi yaşam diyor... kimi namus... aşkın namusu aş aşın namusu aşk.. aşk ile aş arası bir yaşam... aş ve aşk... c.ince 25 Haziran 2015/Çanakkale
0(sıfır) olma hali; şimdi matematikte sayı doğrusunun merkezinde yer alan sıfırdan başlayarak bu konu üzerine düşünürken farkına vardığım ve çok önemsediğim 0(sıfır) olma hali üzerine birkaç söz söylemek/yazmak niyetim. Evet, "0 (Sıfır) olma" değersiz, "hiç olma halimi"dir ki duyunca insanlar bir irkilir ve susar belki de korkar... korkulur. Aslında yaşamda 0 (Sıfır) olmanın ne kadar değerli olduğunu 0(Sıfır)  kıymetini anlamak ile mümkün olduğunu fark etmekle ben 0(Sıfır)  olma halinin en önemli hal olduğunu anladım ve 0 (Sıfır) olma halimi korumak en büyük idealim. Şimdi;  "sıfırı tüketmek" değimine bir bakalım, 0(Sıfır)  neyin  karşılığı, olmayanın mı? O zaman  0(Sıfır)  nasıl tükenir? 0( sıfırı) tüketmek için bir şey olması lazım, evet o olan şey neyse ancak "olarak" varlığını gösterir ve tükenir. Şimdi bunu biraz daha açalım, sayıları yazıya dökmenin aracı 10 rakamdan oluşuyor değil mi?. 1,2,3,4,5,6,7,8,9,0 tamda klavyede olduğu g...