seksen öncesi bir gençlik öyküsü


Günlük sıradan bir an yaşanırken üç el silah sesi duyuldu. Ardından at arabası ile gezinen zerzevatçının sesi bastırdı tüm sesleri. " Atım! Atım vuruldu..." Alnından isabet alan atın sağdan soldan geçenler tarafından  dikkati dağılmasın diye takılı olan koşum takımının bir parçası deri aynalardan sağdakine üç damla kanı sıçradı. Bu arada son sürat koşmaya başlayan iki yeni yetme  delikanlı hızla köşeyi dönerek sokağı terk etti. Dolmuş sırasında ilk sırda yer alan 54 Chevrolet'in direksiyondan sallama vitesini boşa atan şoför araca hakim olana kadar araç yokuşun sonunda yer alan döner kavşağa varmıştı bile. Hızla iri yarı karayagız iki delikanlı öğrenci yurdunun kapısından at arabasına doğru fırladı, biri zerzevatçı ile bir şeyler konuşurken diğeri biraz önce koşarak köşeden kaybolan yeni yetmelerin peşine takıldı. Köşeyi döndüğünde yeni yetmeler göz den kaybolmuştu. Silahını yeni nişan alırcasına bir kez daha yolun ortasına doğrultan karayagız genç dudaklarının yanında çenesine kadar inen ters hilal bıyıklarının boşta kalmış sol eli ile yavaşça büktü. Silahlı elini, silahı herkesin göreceği şekilde havaya doğru iki kez salladı ve koşarak köşedeki apartmanın kapısına yüklendi, kapı kilitliydi. Ters ters kapıya baktı, kapıya doğru ama havaya hırs dolu bir tekme savurdu. Hırslıydı, hemde çok  hırslı ve hırsını alamadı yolun karşısına koşarak  geçti, yılar önce bitmiş olmasına rağmen çıplak sıvalı üç katlı binanın kapısına yüklendi o da kapalıydı.

 Bu sırada  dolmuş durağında ilk mermi sesi ile yere tam siper vaziyeti yatan dört ihtiyar ayağa kalktı. Biri atın yanındaki gence  doğru yönelmek istediğinde diğer ikisi onu kollarından tutarak sıradaki beyaz kuyruklu 56 model Dodge'a   bindirmeye çalıştı.Yerden bir hamlede doğrulan takkeli yaşlı adam öncelikle hızla üstünü başını silkeledi ardından  iki elini gök yüzüne kaldırdı ve daha sonra kendi kendine konuşarak Dodge'nin ön kapısına yöneldi. Dodge'nin ön kapısını bir hamlede açtı tam arabaya binecek derken durakladı, önce sağ ayağını kapıdan içeri attı. Sonra,  sonra ilginç bir kıvraklıkla koltuğa yerleşirken sağ ayağı sol ayağının tüm engellemesine rağmen araca sol ayağından önce girdi. Tüm bu olanlardan habersiz koşturarak araca yaklaşan genç kadının ön kapıya hamle ettiğini fark eden araçtaki takkeli adam kapıyı hızla kendine doğru çekti.  Kapı aracın kasasına çarparak çıkardığı yüksek desibel metalik sesle birlikte kapandı. Hiç bir şey yokmuş gibi davranan genç kadın kapıyı açtı tam  binecekken takkeli adam araçtan bir hamlede indi . Bir sağa bir sola baktı, başını sallaya sallaya arka kapıyı açtı. Biraz önce ön kapıyı açarak araca girişindeki tüm ritüelleri gerçekleştirerek sağ ayağını sol ayağından önce araca attı ama sağ ayağına aldırmayan sol ayağı aynı hızlı kıvraklıkla araca girdi. Bu biniş arka kapı açıklığının ön kapıya nazaran daha fazla olması ve ikili arka oturma grubu takkeli adamın sağ ayağını sol ayağından  önce araca   atarak  binme işini ön kapıda yaptığı hamleye göre daha çabuk ve hızlı bir şekilde gerçekleşti. Kendi kendine konuşmaya başladı: "Bu gençlikte zıvanadan çıktı, ne büyük kaldı nede küçük . Ne erkeklik kaldı ne hanımlık..." dediği an ön kapıdan araca binen genç kadın günün tüm öfkesini o an kusmak üzere arkasına döndüğünde takkeli adam olayın farkına vararak gardını aldı ve "eline silahı alan  güpegündüz ateş etmeye başladı "diyerek toparladı. Genç kadın kendini toparladı ama dönmüşte bulunduğu için iki söz etmeden kendini alamadı. "Kim ateş ediyor bey amaca, kim" dedi şoför söze karışarak araç içindeki havayı yumuşatmaya çalıştı. " hanım kızım" diye başladı söze "Biraz önce şu öğrenci yurdundan çıkan iki delikanlı sokakta ateş etmeye başladı. Bak arkada ki köşede yere yatan atı vurdular." dedi. Önceden araca bindirilmiş olan yaşlı adam ise "Allah akıl fikir versin artık sokakta da yürüyemeyeceğiz." dedi. "Kim bu vatana bu zulmü reva görüyor" sözüne diğer yaşlılardan biri katıldı. "Polis olmazsa" dedi, diğeri atladı "Bir sürü polis var, varda yok. "Yok sağcıymış yok solcuymuş bölünmüş polis mi olur" dediğinde diğeri devreye girdi. "Askerde sokakta ne oluyor ki..." dedi. Genç kadın aracın içinde bir sağa baktı bir sola baktı hepsi yaşlı ve memnuniyetsizdi. Derin bir nefes aldı. "Sizlerin bunda hiç mi suçu yok" kelimeleri ağzından çıkı verdi. Takkeli daha fazla dayanamadı biraz önceki kıvırmasından vazgeçti. "Sizler böyle yarı çıplak sokağa dökülürseniz sonumuzu Allah korusun... bize günah yazmasın... zor düzelir bu ülke" dediğinde şoför arabayı çalıştırdı. Araca binmek için yavaş yavaş yaklaşan çift hareketlendi. Önce araca bayan yöneldi delikanlı "istersen ben öne geçeyim sen daha rahat binersin" dedi ve kızı geri çekti. Takkeli yaşlı adamın homurdanan sesi biraz önce söylediği cümleleri homurtu ile yenileyerek devam ediyordu." Böyle yarı çıplak" sözü bir kez daha araçta duyuldu. Yeni binen çiften delikanlı takkeli adama hışım ile döndü. "Sen ne diyon dayı, kime ne diyon..." dedi.

Köşeyi hızla dönen iki genç gözden bu kadar çabuk kaybolmayı, köşeden sonra üçüncü sırada   dışı mozaik kaplı beş katlı apartmanın kapısının açık olmasına borçluydular. Haki parkalı olan kapıyı itti kahverengi montlu apartmana dalıp otomatiğe bastı, apartmanın ışıkları yandı, koşturarak üçüncü kata vardılar. Üçüncü katta açılan kapı aynı hızla yüzlerine kapandı tek söz söylemeden merdivenleri ikişer üçer hızla koşarak çıkmaya devam ettiler beşinci kata vardıklarında apartman boşluğunun ışığı söndü. Haki montlu ışığı yakmak için hamle ettiğinde kahve renkli montlu yeni yetme ani bir refleksle cebinden çakmağı çıkarıp hızla çakarken diğer eliyle de arkadaşını engellemeye çalıştı. Otomatiğin ışığını yakmadan önce çakmağını yakmayı başardı. Çatıya açılan kapağın kenarından sızan ışık dikkati çatı çıkışının kapağına yöneltti. Çakmağın ışığının titrek aydınlığına henüz göz alışmadığından hareketsiz kitlenmiş halde duran yeni yetmelerden haki parkalı olan tahta merdivene çarptı. Diğeri tüm sessizliği içinde "dikkat et" demekle yetindi. Sonra karanlığın içinde çakmağın ışığına alışan gözler merdiveni daha rahat görmeye başladı. Kahve renkli montlu tahta basamakları bir hamlede tırmanmak isterken çakmağı elinden düşürdü. Çakmağın yere düşmesi ile çıkardığı ses, apartman boşluğunda yankılandı. Bu sırada apartman otomatiğine basıldı ve aydınlatmalar yandı. İki yetme göz göze kaldı telaşla çatı çıkış kapağına yüklenen kahve renkli montlu yeni yetme kapağı kaldıramadı  . Bildiği tüm küfürleri saymak istese de sessizlikte hiç bir şey diyemedi. Donup kaldılar. apartmanın cümle kapısının gıcırtılı bir sesle açılışı apartman boşluğundan beşinci katta yankılandı. Ardından yaşanan sessizlikte teker teker basamakları çıkan ayak sesi beşinci kattan ayakkabının topuğuna özel olarak çaktırılmış demir ökçe nedeni ile duyuluyordu. Apartman boşluğunun son katında,  merdiven boşluğuna sıkışıp kalan  iki yeni yetmenin yüzleri kireç kesiği gibi bembeyaz kesildi. İkisinin de aklına yumurta topuklu, demir ökçeli yurt öğrencileri geldi. Ateş edenler peşlerinden devam ederek girdikleri apartmanı bulmuşmuydu. Merdiven korkuluğunda aşağı başını uzatarak çıkanı görmeye çalışan kahverengi montlu yeni yetmeyi geri çekmeye çalışan haki parkalı yeni yetme, arkadaşının koltuğunun altında ki deliği fark etti. Bir değil iki delik vardı ve sigara basarak olmuş gibi duran deliğe daha dikkatli baktığında aslında aynı büyüklükte iki delik olduğunu gördü. Tam bu sıra aydınlatma söndü. Deliklerin ne olduğunu anlayamadan sönen ışığın yeniden yanması uzun sürmedi . Bu ara ayak sesleri kesildi. Bir kapı açıldı ve, ve kısa bir süre sonra kapandı.İki yeni yetme yeniden derin bir nefes aldı. Haki parkalı arkadaşına olabildiğince sesiz bir tonda sordu "montun koltuk altındaki delikler ne " Deri montlu yeni yetme "ne deliği? "derken elini koltuğunun altına götürdü. Parmakları ile yoklayarak delikleri buldu. Şaşkın bir ses tonu ile "bunlar ne?" dedi. Önce montunu çıkarmak için hamle yaptı , biran için duraksadı. Bir gelen olursa diye geçirdi içinden, montu elinde hiç bir şey yapamayacağını düşündü ve montunu çıkarmaktan vazgeçti. Eli ile görebilmek için koltuk altını öne doğru çevirmeye çalıştığı sırada elektrik söndü ne olduğunu anlayamadığı delikleri yeniden parmakları ile karanlıkta keşfetmeye çalıştı. Sessizce geri çekildi yere  oturdu. Çatı kapağının kenarından sızan ışık karanlık ortamın içine bir ok gibi saplandığını hissetti bir an . Bir süre sonra karanlığa alışan gözler ile iki yetme bir birinin karaltısını hissetmeye başladı. Bir süre sonra ise karanlığı bir ok gibi delen tahta kapaktan sızan ışık  ortamı aydınlatmaya başladığını hissettiler. Tam olarak bir birlerini görmeseler de gölgeden fazla olarak hissedebiliyorlardı. Sessizliklerini korumaya çalışırken kahve rengi parkalı koltuk altındaki deliklerini anlamaya çalışıyor. Haki parkalı olan ise sıkıştıkları bu kapandan nasıl kurtulacaklarını düşünüyordu. Sessizlik sinirleri daha fazla bozarken dışarıdan bir haber alamamaları da işi daha karmaşık hale getiriyordu. On beş kişiden yalnız iki si bu apartmandaydı. Ya diğerleri? onlar ne yapmıştı acaba. arkadaşına sormak istedi. Sonradan toparlandı ikisi de aynı şeyleri bilmiyor muydu. Sorsa ne diyecekti ki. Sustu. Bu sıra kahve rengi montlu tüm sessizliği koruma çabası içinde sordu "diğerleri ne yaptı acaba ?" haki parkeli "bende merak ediyorum ne yaptılar acaba "dedi. İkisi de aynı şeyi düşünüyor ama cevabını da bilmiyorlardı. "şimdi" dedi haki parkeli  olan "şimdi" diye sözünü tekrarlayıp sustu ne söylese anlamsız geliyordu. Sıkışıp kalmışlardı ve arkalarından ateş eden bir grup vardı. Kaç kişiydiler ve şu an arıyorlar mıydı acaba? soruları hafızasını zorluyor. Aklına gelen her yanıtsız soru mekanın karanlığı içinde daha boğucu bir hava oluşturuyordu. Parkesini çıkarmak istedi . Sonra vazgeçti yalnız önünü açmak ile yetindi. Her zaman hızla akan zaman an itibarı ile ay sonunu umutla bekleyen borçlu memura çalıştığı gibi yavaş akıyordu. Oysa zamanla işi olan iki yeni yetmenin durumu hiçte borçlu memurdan aşağı değildi. Gün bir an önce kararmalı ki sessizce sokağa çıkıp kimselere sezdirmeden apartmanı ve sokağı hatta semti terk etmek onların tek beklentisi idi.

Apartmanda duran zaman dolmuşta hızla akıyor olayları ve gerginliğe hakim olmak isteyen şoför aracı hızla harekete geçirip araç içindeki harareti düşürmek için yoğun çaba harcıyordu. Bu arada arabanın radyosunu açtı. Ekmek fiyatına zam haberi radyodan duyulduğunda araç durağı çoktan terk etmiş aracın içindeki muhabbette kendiliğinden değişmişti.

Bir iki kapıyı daha zorlayan karayagız delikanlı hızla geri dönüp yere yığılan atın yanında duran zerzevatçıyı teselli etmeyen çalışan arkadaşının yanına geldiğinde silahı ceketini kaldırarak, pantolon kayışının sıkıştırdığı dar alana, sol belinde pantolon kumaşı ile fanilasının arasına sıkıştırdı. "Geçmiş olsun amca" diye söze girdi... ardından "verilmiş sadakan varmış sana bir şey olmadı" dediğinde zerzevatçı; "olsaydı.. olsaydı daha iyiydi ben şimdi ne yapsam neyle dolaştıracağım  bu arabayı, senin bir atın kaç para olduğundan haberin var mı. baba parasını yiyip burada sağa sola ateş edin, başka işiniz gücünüz yok tabii baba parası ... babanızda sizi burada okuyor sansın..."  Dediğinde öfkelenen delikanlıyı arkadaşı kolundan tutarak sakinleştirmeye çalışırken. Zerzevatçı "sabah aldığım malların parasını daha ödemedim kabzı mala şimdi ben bunları nasıl satıp adama ödeyemem borcumu. Bu atı ne yapsam?" diyerek avazı çıktığı kadar bağırarak sağdan soldan birilerin dikkatini toplamaya çalışıyordu. Sanki tüm bu kargaşa ya karşın tüm mahalle dut yemiş bülbül gibi sessizliğe bürünmüş, yolu buradan geçenler ise göz ucu ile yerden yatan ata baksa da merakını içine gömerek yürümeye devam ediyor, anlam veremediği her şey merakını körüklese de vurdum duymaz damarlarını açık tutmaya çalışıyordu. Bu arada ilk delikanlı zerzevatçıyı avutmaya devam ediyor. "Bakacağız bir çaresine amca" sözcükleri ağzından dökülürken kendi çaresizliği ve kahramanlığına laf gelmesinden çekinerek yurda yöneldi. İki el ateşleyen silah hala elindeydi. Kahramandı, itleri dağıtmıştı ama bir zerzevatçının da atın vurmuştu. Reisi ne diyecekti tüm bu olanları duyunca. İlk önce evet ilk önce bir takdir duyacaktı. Metrelerce öteden kurulan kumpası fark etmiş olayı dakika dakika izlemiş ve nasibine düşen itleri dağıtmıştı ya . At,  at vurulmayaydı... Arkadaşına dönerek "ne oldu itleri yakalaya bildin mi?" diye sordu.  Arabacı birden sustu kendini sakinleştirmek için bir taraftan sabır çekiyor bir taraftan da dua etmeye çalışıyordu. Bu arda sokağa bakan camlarının pek çoğunun köşesinden hafifçe aralanmış perdelerin arkasında kırpışan gözler kaybolup perdeler kendi boşluğuna düşmeye başladı.

Aparmana boşluğuna hapsolmuş yeni yetmeler için bitmeyen zaman sokakta hızla akıyor, gelen geçen hızla değişirken bir polis arabası sokak başında görünmesi ile olaya tanık olacak herkes hızla gözden kaybolu vermişti. Polis arabası vurulan atın yanına yaklaşıp duraksadı. Camdan başını çıkaran polis "ne var? ne oldu burada?" diyerek sokakta atın yanında çöküp kalmış zerzevatçıya seslendi. Zerzevatçı soru ile irkilip hızla toparladı ve ayağa kalktı."Şey memur bey ... şey, komiserim atım..." derken... Arabadan başını uzatan polis "anlaşıldı...anlaşıldı..tamam... sen karakola gel.. bizde belediyeyi arayalımda çöpçü göndersin de atı aldırsın" derken polis arabası hareket etti. Zerzevatçı bir an polis arabasına doğru hareketlenir gibi olsa da bir şey yapamayacağını anlayarak olayı kabullendi...Önce atının yanına tekrar çöktü başını bir kaç kez okşadı ve ardından atın koşumlarını çözerek arabadan ayırdı. At arabasının düzeltmek için gayret etti,  ilk hamlede gücü yetmedi. Sağına soluna bakınırken olaylardan habersiz sokağa girmiş iki delikanlıdan yardım istedi. Gençler ne olduğunu anlamaya çalışırken zerzevatçı at arabasını göstererek "bir el atsanız" dedi. Gençlerinde yardımı ile arabayı düzeltti. Gençler hiç bir şey sormadan yürüdüler. Zerzevatçı önce at arabasının el frenini sıkıştırdı sonra sağa sola saçılmış sandıkları öncelikle toparladı.  Ardından saçılmış meyve ve sebzeleri de olabildiğince toparlayıp sandıklara yerleştirerek arabaya kaldırdı. En sonunda  arabanın altına monteli küçük malzeme kutusundan iki tane eski çarşafı çıkartıp at arabasına yerleştirdiği zerzevatın üstünü örtü. Tekrar sokaktaki insanlardan yardım istemek için sağına soluna bakındı lakin kimse onun ile ilgilenmiyordu. Derince bir nefes alıp, yutkundu. Ardında at arabasının el frenini bir kez daha kontrol edip iyice sıkıştırdı,karakola doğru yürümeye başladı.. Bu arada havada çoktan karamıştı.


Apartman boşluğundaki iki yetme çatı kapağından sızan ışığın iyice yok olması ile cesaretlerini toplayıp apartmandan çıkmaya karar verdiler. Haki parkeli önce yerinden doğruldu , ayakları karıncalanmıştı. Ayaklarını yere vurarak kendine gelmek istediyse de oluşacak gürültünün neye sebep olabileceğini kestiremedi ve vazgeçti. Eli ile baldırlarını ovdu. Bu arada kahve rengi montlu yetme "çıkıyormuyuz?"dedi... haki parkeli "ne yapalım?" dedi lakin sorunun yanıtını beklemeden "çıkalım derim "diyerek sorusunun yanıtını kendi verdi. Kahve renkli montlu yetmede doğruldu, şöyle bir ellerini iki yana açarak gerildi. Bu arada eli duvara dokunduğun da rastlantısal olarak apartman boşluğunun aydınlatma anahtarına çarptı ve ışıklar yandı. Ani ışık ikisini de korkutsa da ... Kahve rengi montlu yetmenin hızla toparlanıp "ben yaktım" demesi ile sakinleştiler. Yavaş yavaş merdivenlerden inerek dış kapının önüne kadar geldiklerinde apartmanın otomatiği de söndü. Apartmanın demir sokak kapısının buzlu camından yanmış sokak lambasının ışığı hissediliyordu. Bir an kapıyı açmadan duraksadılar . Kapının buzlu camına iki gölge vuruyordu. Gölgeleri tam sesizlikle takip ederken haki paltolu "onlar mı? "dedi. Kahverengi montlu doğal bir refleksle dudakları büzerek anlamadığını ifade ettiyse de karanlıkta bunu karanlıkta göremeyen haki montlu yetme sorusunu tekrarladı "onlar mı?". Bu sefer "bilmem, olabilir " yanıtı ile ikisi de  adımlarını geri geri atmaya başladılar. Aynı anda gölgeler hareketlenerek farklı yönlere hareket ile kapıdan uzaklaştı. İçerde iki yeni yetmede bunu fark ederek duraksayarak tekrar kapıya yöneldiler. Kahve rengi montlu "Ben kapıyı açıyorum, sola doğru koşmaya başlayacağım" dedi. Haki montlu "tamam" dedi. Kahverengi montlu kapıyı açıp kafasını dışarı yavaşça uzatıp bir sağa, bir sola baktı. Onların olduğu apartman ile kimsenin ilgilenmediği hissine kapılarak tekrar " tamam "dedi ve hızlı adımlar ile sola yöneldi ve sokakta  hızlı adımlar ile ilerlerken onu haki montlu takip etti. Bir müddet sonra san ki elim sende oyunundaymışçasına haki montlu  yetme, kahve rengi montlunun omuzuna vurarak koşmaya başladı. Onu kahve rengi montlu takip etmeye başladığında sokağın köşesine gelmiştiler ve sağ yönelerek yeni bir sokağa girdiklerinde yeni sokakta sokak lambaları yanmıyordu. Sokağı yalnızca evlerden sızan ışıklar aydınlatıyordu. Her ikisinde de bu loşluk birden bir güvenlik duygusu oluşturdu. Zaten son koşu, koşmaktan öte bir depara kalkıştı ve çok yorulmuş nefes nefese kalmıştılar. Yavaşladılar. Haki montlu cebinden Bafra sigarasını çıkardı,  içinden bir tane aldı ve kahve rengi montluya da uzattı oda bir tane aldı. "Ateş" dedi haki montlu, kahve rengi montlu cebinden bir kibrit kutusu çıkardı kalan son çöp ile önce kendi sonrada haki montlu yetmenin sigarasını yaktı. Her ikisi de derin bir nefes çektikten sonra dumanı havaya savururken sırıtıyorlardı. Bir birlerinin omuzlarına el atıp birlikte sokağın alaca karanlığı içinde kayboldular. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar