Şehit olup cennete geldik.. ve Huriler bize zemzem
suyu sunuyor...
Çanakkale de yaşayıp birde Çanakkale savaşları ile bir ilginiz olduğu
açığa çıkırsa asker emeklisi olduğunuz öğrenildiğinde muhabbet nasıl askerlik
anılarına bağlanıyorsa nerede olursa olsun sohbet sonunda Çanakkale savaşlarına bağlanıyor.
Geçen günde güzel bir sohbet ortamında eskilerden söz ederken kıymetli bir büyüğümüz
sonunda konuyu hem asker anılarına hemde Çanakkale'ye getirdi. Ve babasının bir
Çanakkale savaşı gazisi olduğunu ve Conkbayır'ında Mustafa Kemal ile birlikte 10 Ağustos taarruzuna katıldığını tane
tane ama büyük bir heyecan ile anlattı.
"Babamda benim gibi kısa boylu idi.
Sabah Mustafa Kemal... evet Atatürk en öne geçmiş kırbacını indirmiş ve hepsi
birden bayırdan aşağı taarruza geçmişler bir müddet sonra önünde bir Anzak
askeri, iri yarı . Bir hamlede süngüsünü vuracak lakin bu sırda hemen ardında
bir Anzak askerinin daha olduğunu görmüş. Fiziki şartlar eşit değil hadi
birincisini hakladı lakin ikinci kesin onun öldürecek . Derken olmadık biranda
başka bir olay yaşanır ve gemiden atılan bir mermi yakında bir yerde patlar ve
mermiden dağılan misketlerden biri de Babacığıma isabet eder ve oracığa düşer... O
an karşılaştığı Anzaklara ne olduğunu hatırlamaz ama gözlerini bir sargı
yerinde acar. Daha sonra hastaneye sevk
edilir ameliyata alınır lakin misket boyunda çok riskli bir yerde olduğu için o
günün imkanlarında alınamaz ve ömür boyu onun ile yaşamaya mahkum olur...
Rahmetli bu nedenle yatağa şöyle uzanıp ta bir rahat uyumazdı. O bir Osmanlı mezar taşı gibi hep dimdik uyudu. Çünkü savaşta boyunda kalan misket ızdırap veriyor boyuna kontrolsüz yük binince . Bu nede ile uykudan önce bütün yükün boynuna binmemesi için bir havlu ile boyun sarılır başına doğru sargı uzar en sonunda bir sarık gibi başcağızın da toplanırdı. Tam bir Osmanlı mezar taşı gibi..."
Bu arada bu sözcüklerin tınısının bir ağıtın tınısına dönüşmesine gözlerin bir soğuk kış günü sıcacık odanın camında oluşan buğunun eklenme misali bir buğunun eklenmesi izledi. bir derin nefes ardı konuşmaya devam etti;" evet Filistin'e de gitmiş rahmetli oradaki anıları da daha sonra izlediğim Arabistanlı Lawrence görselliğindeydi. Filistin'deler oralarda yıllardır birlikte yaşanan Araplar. Savaş ile birlikte İngilizlerin hakimiyetinin başlaması ile Arapların desteklenmesi ve Türklere karşı kışkırtması ile Arapların Türk askerine değişen bakışı. Birlikte nöbetçiler var dışarı çöl. Arap askerler bile var birlikte onun için birliğin çevresini korumak için görevlendirilmiş nöbetçiler birliğe girip çıkan Araplardan şüphelenmiyorlar... Bir, iki - on, on beş derken baya bir Arap toplanıyor birliğin içinde Truva atı gibi içeri girip ansızın hiç beklenmedik anda askerlere saldırıp Almanların Türklere verdiği iddia edilen küpler dolusu altınlara ulaşmak istiyorlar. Neticede pek çok şehit bir o kadar da ağır yaralı ve de yağmalıyorlar birliği lakin ne bulduklarının bilmiyorlar... Bir müddet sonra yaralanmadan sağlam kurtulanlar yaralıları toplayıp yola koyulacaklar tekrar başka bir Arap grubun saldırısı, bu sefer yaralılardan da öldürülenler...
İngilizler bunu duyunca bunun kendileri için kötü bir propagandaya dönüşmesinden korkarak bu söylenti yayılmadan önünü kesmek üzere önlem alıyorlar. Hemen Arap ileri gelenlere haber yollayıp yarlı olarak getirilecek her Türk için şimdi tam hatırlamıyorum babacım bir rakam verirdi amam yüklüce bir para öneriyorlar. Ölüler için ise küçük bir bedel. Bu sefer devesini kapan Arap saldırının olduğu yere gidiyor. Deveye yükleyebildikleri kadar yaralı yükleyip İngilizlere götürüyorlar.
Babam derdi ki; birden sertçe yere düştüm . Sıcak serçe bir zemin ama canım hiç yanmadı.Tabi çöl, yer kum. Birden beyazlara bürünmüş bir kadın su veriyor.. Allah'ım!.. dedim... Şehit oldum... Demek şehitlik böyle bir şey... Şehit olup cennete geldik.. ve Huriler bize zemzem suyu sunuyor... Önce dudaklarımı ıslattı, sonra damla damla içirdi... Sonra kendime gelince bir de ne göreyim, bizim huri meğer bir İngiliz hemşire imiş.. Yani ben bir İngiliz hemşirenin kucağındayım... Evet, işte babacım işte böyle bir sürü şey anlatırdı... şimdi çok dikkatli olmalı... hem de çok..." bende unutmadan not etmek istedim değerli büyüğümüzün anlattıklarını...çünkü hafıza gün geçtikçe siliyor ve özel bir durumda istediği kadarını hatırlatıyor... unutmadan böylesi bir anıyı kaydetmek istedim... Kaydetmekle kalmayıp meraklısı içinde paylaştım...
Not: Anı sayın Selamet Var tarafından anlatılmıştır.
Rahmetli bu nedenle yatağa şöyle uzanıp ta bir rahat uyumazdı. O bir Osmanlı mezar taşı gibi hep dimdik uyudu. Çünkü savaşta boyunda kalan misket ızdırap veriyor boyuna kontrolsüz yük binince . Bu nede ile uykudan önce bütün yükün boynuna binmemesi için bir havlu ile boyun sarılır başına doğru sargı uzar en sonunda bir sarık gibi başcağızın da toplanırdı. Tam bir Osmanlı mezar taşı gibi..."
Bu arada bu sözcüklerin tınısının bir ağıtın tınısına dönüşmesine gözlerin bir soğuk kış günü sıcacık odanın camında oluşan buğunun eklenme misali bir buğunun eklenmesi izledi. bir derin nefes ardı konuşmaya devam etti;" evet Filistin'e de gitmiş rahmetli oradaki anıları da daha sonra izlediğim Arabistanlı Lawrence görselliğindeydi. Filistin'deler oralarda yıllardır birlikte yaşanan Araplar. Savaş ile birlikte İngilizlerin hakimiyetinin başlaması ile Arapların desteklenmesi ve Türklere karşı kışkırtması ile Arapların Türk askerine değişen bakışı. Birlikte nöbetçiler var dışarı çöl. Arap askerler bile var birlikte onun için birliğin çevresini korumak için görevlendirilmiş nöbetçiler birliğe girip çıkan Araplardan şüphelenmiyorlar... Bir, iki - on, on beş derken baya bir Arap toplanıyor birliğin içinde Truva atı gibi içeri girip ansızın hiç beklenmedik anda askerlere saldırıp Almanların Türklere verdiği iddia edilen küpler dolusu altınlara ulaşmak istiyorlar. Neticede pek çok şehit bir o kadar da ağır yaralı ve de yağmalıyorlar birliği lakin ne bulduklarının bilmiyorlar... Bir müddet sonra yaralanmadan sağlam kurtulanlar yaralıları toplayıp yola koyulacaklar tekrar başka bir Arap grubun saldırısı, bu sefer yaralılardan da öldürülenler...
İngilizler bunu duyunca bunun kendileri için kötü bir propagandaya dönüşmesinden korkarak bu söylenti yayılmadan önünü kesmek üzere önlem alıyorlar. Hemen Arap ileri gelenlere haber yollayıp yarlı olarak getirilecek her Türk için şimdi tam hatırlamıyorum babacım bir rakam verirdi amam yüklüce bir para öneriyorlar. Ölüler için ise küçük bir bedel. Bu sefer devesini kapan Arap saldırının olduğu yere gidiyor. Deveye yükleyebildikleri kadar yaralı yükleyip İngilizlere götürüyorlar.
Babam derdi ki; birden sertçe yere düştüm . Sıcak serçe bir zemin ama canım hiç yanmadı.Tabi çöl, yer kum. Birden beyazlara bürünmüş bir kadın su veriyor.. Allah'ım!.. dedim... Şehit oldum... Demek şehitlik böyle bir şey... Şehit olup cennete geldik.. ve Huriler bize zemzem suyu sunuyor... Önce dudaklarımı ıslattı, sonra damla damla içirdi... Sonra kendime gelince bir de ne göreyim, bizim huri meğer bir İngiliz hemşire imiş.. Yani ben bir İngiliz hemşirenin kucağındayım... Evet, işte babacım işte böyle bir sürü şey anlatırdı... şimdi çok dikkatli olmalı... hem de çok..." bende unutmadan not etmek istedim değerli büyüğümüzün anlattıklarını...çünkü hafıza gün geçtikçe siliyor ve özel bir durumda istediği kadarını hatırlatıyor... unutmadan böylesi bir anıyı kaydetmek istedim... Kaydetmekle kalmayıp meraklısı içinde paylaştım...
Not: Anı sayın Selamet Var tarafından anlatılmıştır.
Sağlık
ile kalın...
Yorumlar
Yorum Gönder