Evet öğretmenin tırnakları bana kalmıştı o gün
Her günkü istemezükçü halim ile attım ilk adımımı kapıda dışarıya. Sallana sallana okulun yolunu tutum. Kısa deri pantolunu o gün ilk defa giyip okula gidiyordum. Deri dediğime bakmayın polyesterden yapılmış ucuz Çarşamba pazarı ürünü. Üste siyah önlük, boynumda beyaz yaka ve tabi ki sol göğüs üstünde ki küçük cepte tavşan kulağı katlanmış bir mendil. Yalnız pazartesi günleri cepten çıkıp sıranın üstüne konan ve üstüne parmakların yerleştirilerek mendil tırnak kontrolünün yapılması. Ve bu gün o gündü yani pazartesi ve ben yine akşam banyo saatini atlamak için erkenden uyuduğum için tırnaklarım kesilmemişti. Olacakları tahmin etmek hiçte zor değildi.
Ayaklar geri geri giderken okula nasılda vardığımı anlamadan biten Arnavut kaldırımı taş döşeli yoldan okulun bahçesine geçiş. Tüm sınıf sırada ve kıpır kıpırken sesiz ve sakin bir ben tırnakları uzun kesilmemiş ben. Üstelik öğleden sonrada anneler toplantısı evet evet veli değil anneler toplantısı... Okuma bayramı olacakmış, kırmızı beyaz kurdelelilerin sayısı nerde ise sınıf mevcudu kadar oldu. Bir ben yalnız kırmızı kurdelede kaldım bir de bir kaç kız var kırmızı kurdeleli... Birde kurdele takamamış okulun müstahdeminin oğlu var. Diğerlerlerinin yakalarında kırmızı beyaz kurdeleler asılı, kiminin annesi çiçek gibi iç içe geçmiş bir form ile süslemiş, kiminin ki kelebek kanadı gibi katlanmış şekil şekil. Bazılarının tam ortasında nazar boncuğu olan da var. Benim kırmızı kurdele bunların en eskisi, öğretmenin katlayıp taktığı şekli ile duruyor. Evet sınıfta ilk heceleyerek okumayı sökendim ve öylede kaldı nedense. Bu arada bayrak töreni yapıldı istiklal marşı eşliğinde ve ardından andımız okundu. Şimdi öğrenciler bizim sınıftan itibaren binaya girmeye başladı. Öğretmenimiz her zaman ki göz alıcılığı ile ilk basamağa dikilmiş sıranın bozulmadan disiplinli bir biçimde kapıdan içeri girmemize refakat ediyor. Sarıya boyanmış kısa saçları, yavru ağzı bulüzünün üstüne dökülmüş. Altında, kiremit rengi diz üstü bir kalem etek ve yüksek topuklu kırmızı pabuçlar. Evet diğer öğretmenlerin nerede ise atmamı daha koyu ve pastel renkli kıyafetler giyerken öğretmenimiz yine baharın müjdecisi çiçekler kadar renkli idi.
Sınıflara girip sıralara oturduk. Ön sırada çift kuyruklu sarı saçlı kız arkadaşımız her zaman olduğu gibi çantasından bir bez çıkarıp önce sırasının masasının üstünü sonrada oturağını sildi. Bu arada camdan dışarı ilk kağıt uçak fırladı. Zilin çalması defter kitapların çantalardan çıkma zamanın geldiğini söylüyordu. Ayrıca bu gün başka bir şeyi daha söylüyordu mendil ve tırnak kontrolü... Mendil tamam göğüs cebinde tavşan kulağı katlanmış vaziyette hazırdı hazır olmasına da tırnaklar... Evet akşam banyodan kaçış için erken uykunun semeresi birazdan açığa çıkacaktı. Öğretmen sınıfa girdi hep beraber tüm öğrenciler sıralara yerleşerek ayakta ve hazır ol vaziyetine geçtik. Her zaman ki duygusuz yada bana öyle gelen ses tonu yankılandı sınıfta "günaydın çocuklar" ve zorunlu yanıt yankılandı sınıfta "günaydın öğretmenim!..." bu yankı içinde mutsuzluğu yüzünden okunma durumundan olan kırmızı kurdeleli bizler ve kurdelesiz müstahdemin çocuğu her zamanki gibi bu seremoniden sonra en hızlı yerine oturup sıranın içinde kaybolmak için büzüle bilecek en dar alana sıkışıp yok olma çabasını bozan kadim ses... "Mendillerinizi çıkarıp sıranın üstüne dörde katlı olarak bırakın. Parmaklarınızı mendilin kenarında üstüne yerleştirin..." Bir kaç dakika sonra cam kenarındaki sıralardan geriye doğru başlayan kontrol. "Aferin kızım."... "Bu ne güzel mendilmiş oğlum."... "Bu hafta çok şık mendilin"... derken ilk kırmızı kurdeleli kız arkadaşın mendilindeki lekenin görünüşü. Ve sınıfta yankı ile çınlayan öğretmenin sesi... " Ben ne diyorum bu mendil kullanılmayacak... " sıkılgan incecik bir kız çocuğunun mahcup sesi "öğretmenim..." daha cümlenin sonu gelmeden sınıfı dolduran o baskın küçümseyen ses tonu " mazeret yok!.. mazeret yok!.." devam ile kontrolün orta sıraya dönmesi ve ardında benzer sahneler ile orta sıranın tamamlanması. Duvar kenarında kapı girişinde, ilk sıra da oturan ve sırasını her gün büyük bir özen ile temizleyen iki kuyruklu kız arkadaşın başının rutin okşanışı ve de sevecen bir ses tonu "annen öğlen gelecek dimi kızım?" ... "evet öğretmenim "... "selam söyledi size, kumaş örneklerini de getirecekmiş" gayet sevecen ses tonu ile "çok teşekkür ederim yavrum" cümlesinin sınıfı kaplaması. Yanımda oturan kurdelesiz müstahdemin oğlu nerede ise ağladı ağlayacak. Mendili pırıl pırıl, tırnaklar kesik, eller tertemiz, saçı gayet güzel taranmış. Ayrıca önlüğün beyaz yakası kolalanmış ve bacağında ki kumaş pantolonun ütüsünün tazeliği hissediliyor. Lakin her sıranın ilerleyişinde artan kaygı ve korku. Kendi kaygım yetmiyorcasına onun etkisi ile nerede ise solunum yollarındaki tüm organların görevlerini unutmuş hissine kapılmamam. Bir an için nefesimin kesildiği hissine kapıldığımda kulağımda bir elin varlığını hissetmem ve ardında sol kulak mememin iki tırnak arasında delinmesi hissine kapıldığımda nefes problemimin çözüldüğü lakin kulak memedeki açının şiddetinden bayılıyormuş hissine kapıldığımda sınıfı inleten ses ile her şeyi unutuşum... "Bu tırnakların hali ne? u-tan-mı-yor-mu-sun!... ben size tırnak uzatmanın ne kadar kötü ve pis bir şey olduğunu nasıl anlatamam... sen nasıl bir çocuksun ... öğlen annen gelmeyecek dimi... gelmez tabi hangi yüz ile gelecek... böyle çocuk mu gönderilir" cümlelerinin her birinin arasına girip bir şey söylemek istediğimde ağzımdan çıkan anlamsız seslere kulak mememdeki tırnakların sıkılıp gevşemesi ile yanıt veriliyordu. Son anda derin bir soluk alıp "öğretmenim ... öğretmenim .. kulağımı bırak!... bana bağırıp duruyorsun, kulağımı deliyorsun kulağımı.... ama kendi tırnaklarına bakmıyorsun... oje sürünce tırnaklar temiz mi oluyor " sözcükleri dilimden döküldüğünde kulağımdan elini çekilip enseme bir şaplak olarak düşmesi arasında fazla bir zaman yaşanmadı. Ardından "bak terbiyesize birde cevap veriyor... sana mı kaldı benim tırnaklarım..." sözleri kapladı sınıfı. "Evet öğretmenin tırnakları bana kalmıştı o gün... üstelik hala geçmemiş olan kulak memede ki sızısı ile..."
Annem öğlen okula geldi...
Yan sıramda oturan arkadaşıma bir şey deme sabrını gösteremeden öğretmen sırdan ayrılırken arkadaşın gözünden dökülen kurtuluşun sevinç göz yaşları sanki benim acımı paylaşmasını ifade ediyordu...
sonrası ayrı bir günlük...
C. İnce
Not: olay 1969-1970 eğitim öğretim yılında Koca Mustafa Paşa Mehmet Akif İlk okulunda yaşanmıştır. Hiç bir sınıf arkadaşımın ve öğretmenin adını hatırlamıyorum... birinci sınıf biter bitmez babam okul değişikliği yaptırmış ve Yedikule ilk okuluna geçiş yapılmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar