bazı anlar vardır ki susmak konuşmaktan daha zordur... birden vatan hainliği seni bekler hemen köşe başında... esen fırtınanın başlangıcını kaçırır, düşen yaprağı son bahar esintisinin doğal neticesi sanırsın olayı... o aslında büyük bir kasırganın öncüsüdür...
tüm emperyaller bir konuda aynı şeyi söylüyorsa bir derin nefes alıp yeniden ve yeniden bakmak lazım itidal ile... hamaset saatlerinin tecrübesi ve getirisi bu kadar netken...
itidal...itidal..itidal... 
toplumsal olarak yakalandığımız Alzheimer hastalığından kurtulup, uzak geçmişi hatırlayıp yakın geçmişi unutmaktan vaz geçmeliyiz... yakın geçmişteki deneyimlerimizi unutmamalıyız... yoksa tuvalete giderken de gelip birileri elinizden tutup götürmeye başladımı; ahımız ve de vahımız gök kubbeyi doldursada kaçan tren bir daha ki istasyonda yakalanmaz... ve kolunuza girenin kim olduğunu hatırlamanızın bir anlamı kalmaz... güler yüzü ile senin kolunda seni helaya götürmektedir yalnızca....
burada ki tren binipte istediğin durakta inilen trene de benzemez... bazen inip bindiğin treni oyuncak sanırsın lakin... her tren farklı istasyonlara farklı yükle gider... bindiğin trenin yükü sen değil... yükün sahibi de başka olunca herşey zaten yeterince zor olur... onlar isterse durur isterse yavaşlar lakin senin yük katarına dahi asılıp, asılamayacağın tartışmalı olunca kaçan treni zaten yakalamak istediğinde de senden"kaçan"tren olduğunu fark etmelisin...
itidal...itidal... itidal...
kaçan trenlerin yük katarlarına senin asılmana dahi müsaade edilmeyecek, trenleri bırakıp yitirdiğin zamanların kıymetini bil... hamasetine, "vatan hainliği" damgasını araç etme!!...
bir koyup on almak hayalleri ile hayalenmekten yeterince tecrübe edinmedin mi... bir koyup bedenini bırakmaya dönmesin yeni tecrüben... emperyalist zihniyetin sesi yankılanır dururken sen kendi sesin sanma...
bazı anlar vardır ki susmak konuşmaktan daha zordur... susmak bilmemek değil bazen itidaldir...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar