zaptiye amirini bekliyorduk
sürgün hikayeleri ya bir duvar dibinde ya bir meydanda toplanma ile başlar... toplanma isteğe bağlı olmayan sürgüncü yani toplayan tarafından gerçekleştirilir...
çömelmiş duvar dibinde zaptiye amirini bekliyorduk tam o sırada çıka geldi komşu, elinde iki yumurta vardı... "senin kümesten bunlar" dedi, "bedelini vereyim hiç değilse"... elime yüklüce bir para sıkıştırdı..." komşuluk var unutma" dedi, ekledi "zaptiyeye belli etme"... yürüdü gitti.... yanımdaki alçak sesle "benim komşuda, kızım ile oğlunu evlat edindi" dedi...
neden ve nereye gidiyorduk bilmiyorum... daha önce den duyulmuş pek çok göç vardı... ve pek çoğu sanki marifetmiş gibi uzun uzun anlatılırdı...
ya zorunlu olmayan gönüllü göç... gönüllününde içinde bir sır... yok mudur... bir seyahate çıkmıyorsun, tüm anılarını bırakıp çıkıp gidiyorsun... bir duvar dibinde yada meydan da çömelmeye bilirsin, belkide komşun ardından bir maşrapa su döker... göç ... göç varsa hüzünsüzlük mümkün mü...
göç; hüznün ve acının tam kendi değil mi...
anıların barındığı yeri terk eylemi, anıları büyütür kutsal kılar... unutulmaz yapar... hüznü, acı yapar... acıyı yara... melhemsiz yaralardır göç... komşuların uzattığı eller bile hüznedir... melheme değil...
büyük göç...
selamsız sabahsız...
selamlı göç olur mu... zaptiye ile hele ya bir duvar dibinde ya bir meydanda çömelmiş... göç ardı yolculayanların yiğitlikleri güzellemeleri söylenir durur hatıralara... göç ardı kalan miras konuşulmaz...
tütün tarlasında Düyun-u Umumiyeden tütün kaçırmak... yada pamuk tarlasına afyon ekmek... bir takaya yada bir talikaya binmek... bir trenin ahşap vagonuna sığışmak... ve çömelmek...
ya da bir tren vagonunda bir döşek, bir yorgan, bir bakır kap tencere, bir bakraç, bir seramik ibrik, dörtte ahşap kaşık...
evden eve nakliye ile göç...
suratta ki gülücük ardı yalnızlığın anısız sokaklara gömüldüğünde gün... kurşini ay ışığının huzmesinde hüznü saklı gözlerde damlacıklar...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar