yüksek duvarlar ile sokak cephesi kapalı bir bahçenin ahşap kapısının ardında oturup Arnavut kaldırımı döşeli sokaktan her geçeni ayak sesinden tanımak ve an itibari ile zamanı bilmek... bildik dışı ritm ve tonlamada kafayı tahtalar arasındaki aralıktan dışarı görecek şekilde uzatmak... ve tip üzerinden kime gelip gelmediğini ve dahi sokağı yalnız geçiş için kullanıp kullanmadığını tespit edecek hassas bilgiye nasıl ulaşılır..öyle bir bilgi karşısında nasıl bir vaziyet alınıp durum değerlendirilir...
birde hepimizin aklında ve dilinde pelesenk olmuşken aklımızın çalışma prensibi... ya kaçarken ile başlayıp yeni katılımla "ya bulaşık yıkarken"-in dahil olduğu üçlemeye kavuşmanın sonsuz derinliği ile baş başa kalmanın dayanılmaz huşu ile huzuru içinde kalmak...
kapı arkasında oturan şahıstaki ulviyet makamını bir düşüne biliyor musunuz... komşuluk ilişkileri...
meraklı olmak mı stresin ilacı, dedikodumu yoksa bilgi mi işin temeli... ya bulaşık yıkarken gözüne sabun kaçarsa ki... anlaşılan bulaşık makinesi dahi olmayan yada danışma ihtiyacı olunan konumda etüt yapmak üzere makineyi kullanmayan yüksek varoluş...
yada burada dahi evin reisi danışman farklı olarak kadını olan danışmanlığın algıya olan toplumsal rol modellemede katkısı... kadın evinin yemeğini yapar, çocuklarını doğurur, onlara bakar, evini temizler çamaşırını yıkar, bulaşığını yıkar tam bu an derin huşu içinde olduğu andadır zihni açılır ve danışmanlık hizmeti için düşünmeye başlar...
herhalde kaçarken ve birde def-i hacet yaparken düşünmek erkek danışmanlığın kullanımında olmalı ... kadın danışman o eteklerle nasıl koşacak yada şimdi "hamile iken sokağa çıkma hakkı olmayan", "helada" olma hallinden nası cümle kurabilir aforoz edilmeden mahhallesinden... kurduğu cümle zihindaşlarının aklına ne getirecek: "etek sıyrılmış" tövbe, her şeye tövbe... zihindaşların zihninden bulaşık yıkarken karnı doymuş horlayan ve hayallenenlere inat hayal... pardon fikir kurmak...
şimdi Arnavut kaldırımı döşeli sokaktan geçenleri tanıyor muyuz... dedikodu için, kim gelmiş, kime gelmiş...
misal; ahmet hoca camiye, rafet ögretmen okula, bakkal hasan'ın kızı bankadaki mesaisine, ramize ile faika hızlı adımlar ile tülay'a dedikoduya... bu bed sesli ayak sesi ve ritmi mahalleye ait değil ya neyse... umarım bir daha geçmez... deyip kafayı tahta kapıdaki ahşap aralığından görüp susmak..."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar