hayatım da almadığım kararların %100 den, aldığım karaların ise %80 inden pişmanım...
ilk okulu bitirmiş orta okula başlamıştım... o zamanlar ilk okul dışında egitim zorunlu değildi... belki de ilk okul bile zorunlu değildi... bir çoğumuzun bildiği gibi eğitim seneleri arsana ( + ) işareti konarak toplanmıyordu... 5+3+4 yada 8+4 yada 4+4+4 gibi işlemler yapılmadan doğrudan ilk okul 5 yıl, orta okul 3 yıl, lisede 3 yıldı... sonradan liselere birde hazırlık sınıfı eklendi sonra oda olmadı... hazırlıksız olarak sayı doğrusunda 1 den 12 kadar olan rakamlar sıralanarak sınıflar belirlenirken bir taraftan da toplama işlemini işin içine katılarak daha bilimsel yalanlar söylemenin altlığımı oluşturuldu bilemiyorum.... ama yalan söylemede yardımcı araç olarak matematiğin doğruları ifade ettiği temel kabulü ile matematiğinde sıkça kullandığı mantığı ve mantık çıkarımı ile matematiğin bir yalanı doğru olarak ifade etmenin aracı yapıldığı konusunda yine bilimsel çalışmalar ile ortaya konulduğu makaleler mevcuttur... "nereden buluruz bu makaleleri" diye bir soru soran biraz zahmet etsin merak eden derim...bir de arayan bulur...matematik demişken ilk okulu bitirip orta okula başladığımda Modern Matematik ders olarak müfredattaki yerini bir iki yıllık bir geçmiş ile almıştı.. Matematik zaten tüm velilerin ve öğrencilerin korkulu rüyası yada kabusu iken birde moderni çıkmıştı ver her şeyi ikiye katlamıştı... bu dertli çoğunluğun bu işin içinden çıkılamayacağı kesin hükmü ile baştan başarısızlığı kabul ile birlikte ders başlamış.... matematik öğretmenimiz de en az bizim kadar bu söylence dünyasının bir parçası olduğu için ... ilk anda duvara çarpmış, dönemin "Anadol" marka arabası gibi olmamız için küçük küçük sohbetler eşliğinde derse giriş yapıyordu... zaten Modern Matematik kitabının da ilk konuları öğrenciyi rakamların kargaşasından uzak basit mantık problemlerini içeren bilmecemsi sorular ile zenginleştirilmiş konulardan oluşuyordu...birden bire öğretmenin her sorduğu soruda parmağımın havada olduğunu fark etmiştim... ben ki... ilk okul süresince çarpım tablosunu ezberleyememiş biri olarak 8 kere 8'in kerat cetvelindeki karşılığını bulmak için 1 kere 8'den başlayıp kerat cetvelindeki sırayı atlamadan 8 kere 8'e geldikten sonra cevap verebilen biri idim... öğretmenin her sorduğu soruya sınıfta neredeyse tek cevap veren durumunda birinci ders saatini bitirmiş teneffüs ardı ikinci ders başlamıştı... aynı düzen üzere devam eden dersin ortası geldiğinde öğretmenimiz.. yavrum senin adın ne sorusu ile matematiğin dışına çıkmıştık... ilk okulda her öğretmenim ile her ders yılının bir anında bir şekilde her zamanki gibi sorgu aşaması başlamıştı... [ilk okul beş senede bir öğretmen ile okunur ben üç öğretmen değiştirmiştim. birinci sınıfı bir öğretmen ile okumuş üç kere tanışmıştım.. iki ve üçüncü sınıfları aynı öğretmen ile okudum lakin hiç tanışmadan ayrıldık (ilk gün tek tek ayağa kalkıp adımızı soyadımızı söyleyip oturma faslı dışında)... dört ve beşinci sınıfı öğretmenim ile ise her sınıfta bir kaç kez tanıştık] "Cevat hocam..." (orta okula geçtiğimiz için artık öğretmeni ilk okul sıralarında bırakmış büyümüş bireyler olarak öğretmenlere seslenişimiz değişmişti... ) öğretmenin "oğlum sen kaç yıllıksın?..." sorusu ile irkilmiştim evet arkadaşlar arasında da sabırsız birini gördüğümüzde kaç aylıksın sorusunu sorar ve bilirdik te... lakin kaç yıllık... karşılığı bir an için bir şey ifade etmediğinden öğretmenimize "anlamadım hocam" dediğimi hatırlıyorum... oda hiç istifini bozmadan hafif tebessüm ile "yani sınıfta mı kaldın, orta biri kaçıncı kez okuyorsun" dedi... sınıfta niye kalmış olmam gerektiğinde anlamamıştım..net olarak "hayır" dedim... daha bu sorunun gereğini anlamaya çalışırken "hangi okuldan geldin sen bakalım" dediğinde... buradan dediğimi hatırlıyorum.. [evet şimdi soru ve cevapları şimdiki deneyimlerim ile hatırladığımda dahi ne kadar faklı diller konuşuyormuşuz aynı dili konuştuğumuzu sanırken...] öğretmen bu sefer "sınıfta kalmadım demedin mi sen" dedi bende "evet" dedim.. "o zaman?... nasıl buradan ?..." dedi... sınıfın camından yan bahçede görülen ilk okuluma kafamı çevirerek baktım ve sağ el işaret parmağı ile de ilk okulumu, hatta mezun olduğum son sınıfı göstererek .. "buradan" dedim... ve konu kapandı...tekrar ders konularına döndü öğretmen... bence derste öğretmen ile aramda geçen bence anlamsız diyalog teneffüste kendini gösterdi .. öğretmen ders çıkışında "Cevat gel bakalım yanıma" diyerek beni sınıftan çıkışta yanına çağırdı... gittim... başımı okşayarak; "oğlum sorduğum tüm sorulara doğru cevap verince sınıfta kalmış olabileceğini düşündüm... neden bende bilmiyorum.... belki de daha önce hiç bir sınıfta bu kadar çok doğru cevap ile karşılaşmış olamamam beni buna sevk etti... ama sen sakın ola seni sorgulamamı kendine dert etme ve bu rahatlık ile derse katılmaya devam et" diyerek tekrar başımı okşadı.."hadi teneffüsünü yap" dedi...ve o andan sonra lise ikinci sınıfına kadar matematiğim hiç sorun olmadı.. sorun olmak bir yana dokuz buçuktan on aldığım bir gün (o zamanlar 10'luk sistem vardı) sınıftan hızla çıkıp koridorun sonuna kadar gidip camdan dışarı bakıyormuş gibi yapıp için için ağladığım gün din dersi öğretmenince fark edilmiştim... din dersi öğretmeni yanıma yaklaşıp "hayırdır Cevat neden burada yalnızsın" dediğinde boğazıma düğümlenmiş soluğum ile verdiğim cevaptaki ses tonumdaki boğukluk ile.. sen ağlıyor musun dediğinde "hayır" dedim... dedim ya sesim için için ağladığımı ele vermiştim... tabi ki... itiraz etmenin yada gizlemenin mümkün olmadığı anlardan biriydi... "neden" dedi tekrar "doğruyu söyle bir arkadaşın yada hocan ile bir şey yaşamadın dimi?..." " hayır hocam" dedim.. "hayır"..." söylesene yavrum derdini.. derdini söylemeyen derman bulamaz"..."cidden önemli değil hocam.." dedim ama öğretmenim ısrarlı tutumunu sürdürüyordu.. sonunda söyledim.. "matematik dersinden dokuz buçuktan on aldım..." yüzüme baktı "ciddi bunun için mi?" dedi "evet hocam" dedim, durdu.. "peki annen baban kızıyor mu düşük not aldığın zaman" dedi... " hayır hocam ailem notlarım konusunda bir şey söylemez, hatta hiç bir veli toplantısına da katılmaz... yalnızca çalışın okuyun der babam... çalışın okuyun o kadar.. zaten diğer derslerimde zayıf alsam da üzülmüyorum nasılsa düzeltirim biliyorum ama matematikten olunca üzüldüm.. bende bilmiyorum ama çok üzüldüm..." ... "diğer derslerin nasıl?" dedi... "ortalama sekiz, dokuz civarında" dedim başımı öne eğerek "İngilizce hariç, o biraz kötü" ... başımı okşadı "tamam o zaman, üzme kendini" dedi... yürümeye başladı.. birden dönüp "senin baban ne iş yapıyor Cevat?" diye sordu... "babamı hocam... tanıyorsunuzdur... okulun çıkış kapısı önünde turşu satıyor...seyyar turşucu..." ... "turşucumu senin baban mı? "... "evet hocam" demem üzerine o zaman söyle de teneffüsten sonra bir bana bakı versin..." "nasıl yani hocam" dememin ardından "teneffüs bitince okula gelsin bir beş dakika görüşelim.." dedi.."tamam" demekten başka söyleyecek başka bir şey yoktu.. "tamam" dedim... kendimi toparlayıp bahçeye çıktım.. teneffüse çıkış zili daha yeni çalıyordu.. ben yazılıdan çıkalı neredeyse yirmi dakika olmuştu ya üstelikte öğretmenin kağıdımı teslim ettiğimde hemen okumuş ve o basit hatamdan dolayı yarım puanımı kırmış sonradan tekrar ona tamamlamıştı... neyse bahçeye inip babamın yanına gittim... olanları anlattım... ve öğretmenin kendisini çağırdığını söyledim.. babam "bak bir yaramazlığın falan yok dimi ..." dedi bende her şeyin anlattığım gibi olduğunu tekrarladım... başka bildiğim bir şeyin olmadığını söyledim.. "tamam o zaman ben teneffüs bitince gelirim" dedi..ben bahçeye döndüm derse giriş zili çaldı... merakla babamın gelmesini öğretmenler merdiveninin başında beklemeye başladım... babam geldi.. hani nerde hocan dedi... babamı öğretmenler odasına götürdüm kapıyı çalıp hocamı çağırdım.... öğretmen kapıya çıkınca babamın ceketinin düğmesini iliklemesi dikkatimi çekti... babam benim yüzümden.. ve öğretmenin ikazı etmesi sonucu, babam ile öğretmenimi baş başa bırakarak yanlarından uzaklaşmam nedeni ile ne konuşulduğunu bu gün dahi bilmediğim bir konuşma içeriği nedeni ile... yalnız ve yalnızca matematik dersinde, dokuz buçuktan on aldığım için babam, benim biricik ulaşılmaz kahramanım.... ceketinin düğmelerini iliklemek zorunda kalmıştı... ceketinin düğmelerini iliklemek ...benim için... bilemiyorum o anki duygusallığımı...ama o günden sonra hiç kimsenin benim için ceketinin düğmesini iliklemek zorunda kalamamasına özen gösterdim... hiç kimsenin benim için benim farkında olduğum bir duruma bağlı olarak ceketinin düğmelerini iliklemek zorunda kalmaması... ben ilikleye bilirim... iliklemem içinde dünya kadar meşru sebep öne sürebilirim ve meşrulaştıra bilirim.... lakin benim için bir başkasının ceketinin düğmelerini iliklemesi, benim bilinçli kontrol alanımda bunu kabullenemem... evet bu benim %20'lik deneyimim içinde %80'lik kısım ise.... deneyimleyemediğim %100 kısma karşılık gelen durumlar... deneyimleyemediğim için deneyimlediğim %20'yi nasıl etkilerdi bunu bilemediğim için... çünkü çevremde o kadar çok düğme iliklemeli var oluşlar görüyorum ki... yalnız düğmeler, yerler ve zamanlar farklı lakin kazançlarına bakınca... bende, sadece ve sadece düğme iliklenmemiş anılarım var... [birde bilmeden benim için iliklenmiş düğmeler çıkabilir mi ...gerçekten bunu da bilmiyorum... hayat bu ...] lakin bilmediğim şey benim deneyimim olamayacağına göre... oran yaklaşık durumunu koruyor ve de korumaya devam edecek....
Yorumlar
Yorum Gönder