" babası ya!!.."
her akşam olduğu gibi gün batarken eve girdi..." yemek, ne var "diye sordu cevabını beklemeden "biraz tarhana ısıtın yeter " dedi... tarhana ısınıp bir tabağa alındı masanın köşesine bırakıldı... bir kaşık ile bir de ekmek kondu. ve evin kadını seslendi "çorba hazır"... masaya geçti adam kaşığı eline aldı, çorba tabağını önüne çekti... şöyle bir karıştırdı elindeki kaşık ile önce... ardından kaşığı daldırıp çorbaya, ucu ile az bir çorba aldı kaşığına... kaşığı dudaklarına yaklaştırıp önce bir üfledi sonra yudumladı... her zamanki hınzır sırıtışı ile "bu çorba hiç ateş görmemiş " dedi... evin kadını "damağında çelik var herifin bir saattir kaynatıyorum" dediyse de duymamazlığa gelerek adam devam etti... "neyse şimdi ezan okunacak ... yoğurt yok mu az bi yoğurt getirsin biri..."... evin küçük kara kızı ders çalıştığı kitabın başından kalktı, mutfağa gidip bir tasa yoğurt koydu... olacağı bildiği için her önlemi alarak hareket etmeye özen gösterdi ve önceden halletti.... sürahiye de su doldurdu ve masaya getirdi, bıraktı... adam "aferin bu kara kızıma" dedi... "bu anası gibi olmayacak, aferin"... kaşlarını kaldırarak evin kadınına doğru bir bakış attı adam... kadın "kuş konduracak" dedi sustu... adam sürahiden bir paça su döktü yoğurt kabına ardından elindeki kaşığın ucu ile bir iki çevirdi su ile yoğurdu... bir kaşık dolusu aldı yoğurttan ve attı ağzına... ardından çorba kasesine ekmek parçaları koparıp attı ... ekmek parçacıklarının ıslanmalarını beklemeden kaşığını daldırıp ilk lokmasını aldı... "başka bir şey ısıtayım mı yoksa sonramı yersin" dedi evin kadın... adam "sağ ol çorba yetecek" dedi... acele ile yemeğini yiyen adam adeta lokmalarını çiğnemeden yutuyordu... önce çorba bitti, yoğurt tabağında kalan sulandırılmış yoğurdu da kaşıkladı bitene kadar... ardından geriye doğru sandalyede bir gerindi... "şükür bu günümüze de" dedi ve masadan kalktı... "haydin siz oturun ben camiye gidiyorum" dedi... lastik ayakkabılarını düzeltti mestli ayağı ile ardından lastik ayakkabılara doğru giymek için eğildiği sırada "bir şey lazım mı? gelirken alayım " dedi... evden yalnızca tek ses duyuldu, köşede öylece oturan sarı kafa seslendi "muz al gelirken..." adam güldü, kapıyı çekip çıktı...
sabahın erken saatinde herkes ayaktaydı, ama evin adamı evde yoktu, o her gün olduğu gibi sabahın erken saatlerinde ekmek teknesini hazırlamak için yola koyulmuştu... üç tekerlekli seyyar turşu arabasını deponun önüne çekmiş eksik çeşitlerini tamamlıyordu... aynı saatlerde evde kahvaltı masasından kalkan kara kız okul formasını giymiş akşamdan hazırladığı okul çantasını tekrar kontrol ediyordu... evin kadını sarı kafanın siyah önlüğünü giydirmiş, beyaz yakasını boynuna yerleştirmiş, düğmesini ilikliyordu... bu arada kıza seslendi sarı kafayı tutarak "bununda çantasına bakı ver kızım..." kara kız "ben nereden biliyim ne dersi var bu gün" dediyse de söylene söylene sarı kafanın çantasını kontrol etti... zaten hangi ders olursa olsun sarı kafa bütün kitaplarını ve tüm dersler için yardımcı kitap olan ilk okul ansiklopedisini her gün okula getiriyordu. "hazır bununki de" dedi kara kız... "ben çıkıyorum..." dedi ardından kapıyı açtı ve çıktı... sarı kafanın da hazırlanması bitti ve çıktı... her zamanki gibi sallanan salana okula doğru yürümeye başladı...
özellikle de bu yıl... bu yıl, okula gitmek her sabah ona zül geliyordu... ilk yılı da değildi...bu yıl dördüncü sınıftaydı ama yeni gelen öğretmen... üçüncü sınıf öğretmeninin emekli olması ile yerine görevlendirilen yeni öğretmen.... yeni sınıf öğretmeninin okula yayılmış namı ile kemik kıran [her dövdüğü çocuk hastanelik oluyor efsanesi] sarı kafanın sınıf arkadaşlarını kaplamış olan bu söylencenin kaygının çok fazlası sarı kafa korku olarak çok ağır bir baskı ile yaşıyordu... her şeye rağmen okula gitmek zorundaydı, okula gitmemek gibi bir düşünce hiç aklına gelmiyordu... tatsız tuzsuz da olsa sallana sallana her sabah okuluna gidiyordu... ve bu sabahta her zamanki gibi babası okulun önünde çoktan yerini almış sarı kafanın gelişini bekliyordu.. sarı kafada her sabah olduğu gibi babasına yanaşıp günlük cep harçlığı olan tekliği almak için adımlarını hızlandırdı... babasına yanaşıp bir gülücük attı ve sağ elini sakince babasına doğru uzattı... babası her sabah olduğu gibi bu sabahta, önünde ki mavi önlüğün ceplerine satışta elde ettiği paraları koymasına rağmen mavi önlükten değil de diğer günlerde de olduğu gibi elini pantolonun cebine attı ve çıkardığı metal lirayı sarı kafanın avucunun içine bıraktı... sarı kafa tekliği kaptığı gibi hızla okulun bahçesine daldı...
okulun bahçesine daldı ki zil çalmaya başladı ve doğrudan sıraya geçtiler... müdür yardımcısı basamakların başında görüldü... andımızı okutma sırası gelmiş beşinci sınıflardan bir örgenci de mikrofonun yanına durmuş bekliyordu. Müdür yardımcısı mikrofona yaklaşıp hazır ol ve rahat komutlarını verdiğinde tüm okulu bir seslik kapladı ... ardından beşinci sınıf öğrencisi "hazır ol !" komutunu verdi tüm öğrenciler beşinci sınıf öğrencisinin komutuna uyacak ellerini iki yanda vücutlarına sıkıca yasladı kafalarını yukarı kaldırdı ve gözler andımızı okutan öğrenciye kitlenmiş vaziyette öğrencinin andımız dan okuduğu dizeleri yüksek ses ile tekrarladı... ardın dan tüm sınıflar beşinci sınıflardan itibaren şube şube dersliklere yöneldi... sıralar dağılmaya başladığı esnada iki şube yanda sırada olan üçüncü sınıfların öğretmeni iki öğrencisinin kulağını tutmuş, andımızda sırıttıklarını tespit etmiş ve bu terbiyesizlik olarak nitelediği durumu bir daha görmek istemediğini söyleyerek, kulaklarından çekiyordu.... aynı anda hareketlenen öğrencilerden her sabahki uğultu yine okulu kapladı...
tüm öğrenciler dersliklere dağıldı.... bir müddet sonra öğretmen zilinin sesi duyuldu... herkes sınıfta, sırasına oturmuş öğretmeni bekliyordu.... ve de her zamanki gibi kapı açıldı öğretmen sınıfa girdi. bütün sınıf ayağa kalktı... "günaydın" dedi öğretmen . tüm sınıf tek bir ağızdan cevap verdi" günaydın öğretmenim"... daha öğretmen oturun demeden tüm öğrenciler ayakta iken birden sınıfın kapısı açıldı ve müdür yardımcısı ile bir erkek öğrenci girdi sınıfa... öğretmene doğru yönelip, "günaydın hocam" dedi sınıfa giren müdür yardımcısı sınıf öğretmenine... "bir duyurum olacak çocuklara beş dakikanızı almam" dedi... ardından öğretmenin bir cevap vermesini beklemeden dönüp sınıfa "günaydın" dedi.. hep bir ağızdan sınıfta "günaydın öğretmenim" cevabını verdi...
"oturun yerinize ve sessizce beni dinleyin" dedi müdür yardımcısı.. sınıf sıralarına oturdu.... yanında buluna çocuk ile birlikte sınıfın ortasına kadar ilerledi..."bakın çocuklar bu arkadaşınız ağır bir hastalık geçirdi ve derileri kalkmış dökülüyor... doktorlar bir sürü ilaç vermiş ancak bu kadar düzelmiş... bakın bakın " dediğinde özellikle arka sırada oturanlar sessizce ayağa kalkıp ön sıralara doğru yanaşıp çocuğu daha yakından görmeye çalıştı... müdür yardımcısı "bu arkadaşınızın bu hale geliş nedenini bilen var mı ? " sorusunun tabi ki kimsede bir karşılığı yoktu ve müdür yardımcısı da bunu bilerek sorduğu ve cevabı kendinde olan bir soruydu, devam etti, "evet şimdi" dedi " herkes bir otursun bakayım yerine, şimdi hepiniz gördü dimi ? " tüm sınıf hep bir ağızdan "evet" derken sarı kafanın sesi çıkmadı... sarı kafanın içini bir huzursuzluk sarmıştı... aslında dün akşamdan buyana her şey ne iyi geçiyordu... babası onun dediğini kırmamış ona hasta olmadığı halde muz bile almıştı... sabah sabah bir teklik harçlığında almıştı üstelik ... sessizce kendisine sordu "bu içini kapsayan huzursuzlukta neyin nesiydi..." cevabını bulamasa da içindeki bu tedirginlik ile sırada otururken müdür yardımcısının sözleri sınıfı yayılırdı... her sözcükte sarı kafanın rengi biraz daha soldu... müdür yardımcısının her sözcüğü kulaklarında çın çın çınlıyor.... def'aten yankılanıyordu.. sarı kafa sırada, oturduğu yerde dona kaldı... hiç bir şeyden habersizce devam eden müdür yardımcısı "evet arkadaşlar" dedi biraz durdu ve "bu arkadaşının okulun bahçe kapısındaki girişteki turşucudan turşu almış ve onu yemiş işte bu hastalığa böylece yakalanmış..." dediğinde Sarı kafa birden olduğu yerden parmak kaldırarak sırasından fırlasa da sınıf öğretmeninin elini sallayarak "otur şimdi " ikazı ile irkildi... ve o malum korkunun derin nefesi de ensesine kondu, boş bir çuval gibi yerine çöktü... bu sırada müdür yardımcısı sözlerine devam ediyor sarı kafan bunlardan bir çoğunu duysa da karşılığı olmayan ses kalabalığı olarak artık kulağında çınlıyordu sözler... müdür yardımcısı tüm varlığı ile hiç bir şeyden habersiz sınıftaki öğrencilere seslenmeye devam ediyordu...." bundan sonra kapıdaki turşucudan turşu yerseniz böyle sizinde derileriniz dökülür..." bu sözlerin karşılığı olarak hiç bir öğrenci ne kadar derisi döküleceğini kestiremese de hepsinin gözleri sarı kafaya dönmüştü... sarı kafa ise başının sıraya yaslamış ağlıyordu... bu sırada ne müdür yardımcısı nede öğretmen sınıftaki bu hareketliliğin farkına bile varmıyordu... aksine müdür yardımcısı hızlı hızlı konuşmasına devam ediyordu "kimseyi turşucunun başında görmeyeceğim ".... talimatı ardından " anlaşıldı mı?" dediğinde sınıf, sarı kafa hariç hep bir ağızdan "anlaşıldı!" diyerek müdür yardımcısını yanıtladı... müdür yardımcısı ilk sınıfta görevini layıkı ile yapmış olmanın huzuru içinde çocukla birlikte sınıftan çıkarken sınıfta tam bir sessizlik vardı... sınıf öğretmeni müdür yardımcısını sınıfın kapısından uğurlarken sınıfta duyulan yalnızca sarı kafanın hıçkırık sesleri idi... öğretmen, sınıfa döndüğünde sessizliğin içinden gelen kesik kesik hıçkırıkların sahibi sarı kafayı fark ederek sesin geldiği yöne yöneldi... sarı kafaya yanaşıp neden ağladığını sorduğunda... sarı kafa henüz öğretmeni fark etmemiş ve ağlamaya devam ediyordu.... sarı kafanın yanında oturan arkadaşı durumdan kendine vazife çıkararak, öğretmene cevabını verdi "öğretmenim turşucu amca babası ya..." bu söz üzerine biraz önce sarı kafanın kulağındaki yankılanma öğretmenin kulağında oluştu...
"oturun yerinize ve sessizce beni dinleyin" dedi müdür yardımcısı.. sınıf sıralarına oturdu.... yanında buluna çocuk ile birlikte sınıfın ortasına kadar ilerledi..."bakın çocuklar bu arkadaşınız ağır bir hastalık geçirdi ve derileri kalkmış dökülüyor... doktorlar bir sürü ilaç vermiş ancak bu kadar düzelmiş... bakın bakın " dediğinde özellikle arka sırada oturanlar sessizce ayağa kalkıp ön sıralara doğru yanaşıp çocuğu daha yakından görmeye çalıştı... müdür yardımcısı "bu arkadaşınızın bu hale geliş nedenini bilen var mı ? " sorusunun tabi ki kimsede bir karşılığı yoktu ve müdür yardımcısı da bunu bilerek sorduğu ve cevabı kendinde olan bir soruydu, devam etti, "evet şimdi" dedi " herkes bir otursun bakayım yerine, şimdi hepiniz gördü dimi ? " tüm sınıf hep bir ağızdan "evet" derken sarı kafanın sesi çıkmadı... sarı kafanın içini bir huzursuzluk sarmıştı... aslında dün akşamdan buyana her şey ne iyi geçiyordu... babası onun dediğini kırmamış ona hasta olmadığı halde muz bile almıştı... sabah sabah bir teklik harçlığında almıştı üstelik ... sessizce kendisine sordu "bu içini kapsayan huzursuzlukta neyin nesiydi..." cevabını bulamasa da içindeki bu tedirginlik ile sırada otururken müdür yardımcısının sözleri sınıfı yayılırdı... her sözcükte sarı kafanın rengi biraz daha soldu... müdür yardımcısının her sözcüğü kulaklarında çın çın çınlıyor.... def'aten yankılanıyordu.. sarı kafa sırada, oturduğu yerde dona kaldı... hiç bir şeyden habersizce devam eden müdür yardımcısı "evet arkadaşlar" dedi biraz durdu ve "bu arkadaşının okulun bahçe kapısındaki girişteki turşucudan turşu almış ve onu yemiş işte bu hastalığa böylece yakalanmış..." dediğinde Sarı kafa birden olduğu yerden parmak kaldırarak sırasından fırlasa da sınıf öğretmeninin elini sallayarak "otur şimdi " ikazı ile irkildi... ve o malum korkunun derin nefesi de ensesine kondu, boş bir çuval gibi yerine çöktü... bu sırada müdür yardımcısı sözlerine devam ediyor sarı kafan bunlardan bir çoğunu duysa da karşılığı olmayan ses kalabalığı olarak artık kulağında çınlıyordu sözler... müdür yardımcısı tüm varlığı ile hiç bir şeyden habersiz sınıftaki öğrencilere seslenmeye devam ediyordu...." bundan sonra kapıdaki turşucudan turşu yerseniz böyle sizinde derileriniz dökülür..." bu sözlerin karşılığı olarak hiç bir öğrenci ne kadar derisi döküleceğini kestiremese de hepsinin gözleri sarı kafaya dönmüştü... sarı kafa ise başının sıraya yaslamış ağlıyordu... bu sırada ne müdür yardımcısı nede öğretmen sınıftaki bu hareketliliğin farkına bile varmıyordu... aksine müdür yardımcısı hızlı hızlı konuşmasına devam ediyordu "kimseyi turşucunun başında görmeyeceğim ".... talimatı ardından " anlaşıldı mı?" dediğinde sınıf, sarı kafa hariç hep bir ağızdan "anlaşıldı!" diyerek müdür yardımcısını yanıtladı... müdür yardımcısı ilk sınıfta görevini layıkı ile yapmış olmanın huzuru içinde çocukla birlikte sınıftan çıkarken sınıfta tam bir sessizlik vardı... sınıf öğretmeni müdür yardımcısını sınıfın kapısından uğurlarken sınıfta duyulan yalnızca sarı kafanın hıçkırık sesleri idi... öğretmen, sınıfa döndüğünde sessizliğin içinden gelen kesik kesik hıçkırıkların sahibi sarı kafayı fark ederek sesin geldiği yöne yöneldi... sarı kafaya yanaşıp neden ağladığını sorduğunda... sarı kafa henüz öğretmeni fark etmemiş ve ağlamaya devam ediyordu.... sarı kafanın yanında oturan arkadaşı durumdan kendine vazife çıkararak, öğretmene cevabını verdi "öğretmenim turşucu amca babası ya..." bu söz üzerine biraz önce sarı kafanın kulağındaki yankılanma öğretmenin kulağında oluştu...
" babası ya!!.."
20 Ağustos 2015
Yorumlar
Yorum Gönder