Nisan ayının sonunda yazdığım bir yazıyı masa üstündeki klasörleri temizlerken buldum ... O sıralar hiç bir yerde paylaşmadığımı fark ettim...
Barış Üzerine;
Barış savaşın
karşıtı bir kavram mıdır ve de yalnız başına anılamaz mı?,
Türk dil kurumu barışı; (http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.52d90f06cc0386.07983901) ise ;1. isim Barışma işi
2. Savaşın bittiğinin bir antlaşmayla
belirtilmesinden sonraki durum, sulh, hazar
3. Böyle bir antlaşmadan sonra insanlık
tarihindeki süreç olarak tanımlamış,
barışma işi:
savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh:
böyle bir antlaşmadan sonra insanlık tarihindeki süreç:
barış içinde yaşamak.-
uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam:
savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh:
böyle bir antlaşmadan sonra insanlık tarihindeki süreç:
barış içinde yaşamak.-
uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam:
olarak tanımlıyor
wikipedia yada ise ;
Barış kelimesi genel anlamda düşmanlığın olmaması anlamında kabul görülür.
Başka bir anlatımla kötülükten, kavgalardan, savaşlardan kurtuluş,uyum, birlik, bütünlük,
sukunet, sessizlik, huzur içinde yaşamak olarak da tanımlanabilir.
Barış halk arasında hoş geldiniz
olarak da karşılanabilir. Barış kelimesi duygusal bir durum içinde
kullanılabilir. Bir insanın kendisiyle barışık olması, kendi içinde bir denge,
sakinlik, huzur içinde olması buna örnek gösterilebilir.
Dünya Barış Konseyi (World Peace Council) kurulduğu 1949 yılından beri barış,
silahsızlanma, küresel güvenlik, ulusal bağımsızlık, ekonomik ve sosyal adelet,
gelişim, çevrenin korunması, insan hakları, bağımsızlık mücadelesi veren halklarla dayanışma
için ve emperyalizme karşı mücadele etmektedir. Kurucu başkanı Frederic
Joliot-Curie'nin "Barış herkesin
işidir" sözünü kendine ilke edinen Konsey, dünyanın pek çok ülkesinde
bulunan barıştan yana örgütlerin federasyonudur. Türkiye'de faaliyet gösteren Barış Derneği, Dünya Barış Konseyi üyesidir.
Dünya Barış Duası Topluluğu (The
World Peace Prayer Society), 1955 yılında Masahisa Goi
tarafindan Japonya'da
kuruldu. Topluluk, "Dünya'da Barış Egemen Olsun" ("May Peace
Prevail on Earth") diyerek barışın dua aracılığıyla evrenselleşmesini
hedeflemektedir.[1] 1986 Uluslararası Barış
Yılı itibariyle faaliyetlerini uluslararası alanda yoğunlaştıran topluluk, 1988 yılında merkez
binasını New York City'ye
taşıdı. 1990 yılında Birleşmiş Milletler'e bağlı bir hükümet dışı kuruluş (NGO) olarak kabul
edilen topluluğun merkezi 2001'den bu yana New York'ta
bulunan Dünya
Barış Sığınağı (World
Peace Sanctuary) bünyesindedir....
bilgileri var.
bilgileri var.
Şimdi;
Çanakkale'de çok sıkça konuşulmaya çalışılan "Barışın Kenti Çanakkale" den hareketle zaman zaman gündemimize gelen barışı ne üzerinden konuşacağız sorusu hep benim şahsi problemim olmuştur ve barış için barışı konuşmak için bir savaş durumu ve ardımı gerekir. (?) Tanımlara bakıldığında evet " savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh(barış)" yani bir anlaşma durumu var... peki kimler arasında bu anlaşma?... yanıt: savaşanlar arasında . Savaşanlar kim?, savaş neden çıkmış? anlaşmazlık neydi ki, savaş oldu? savaşa kim karar verdi? anlaşmaya neden oturuldu? anlaşma masasını etrafında savaşanlar dışında kimse varmıydı? savaşanlar dışında o masada oturan kim? savaştan önce neredeydi? ne kadar çok soru varmış. Savaştan önce ve sonra barışı konuşmadan sorulacak ne kadar çok soru çıkara biliriz.
Savaşın başlaması için güç ve
iktidar yeter Barış için ise çok emek ve çaba gerek sözünü yada mealinde bir
söz okumuştum ama nerede okuduğumu ve kimin sözü olduğu hatırlamıyorum ama bu
söz bana her nedense savaş olmadan barışı konuşabilirmiyiz sorunu her seferinde
sorduruyor..... galiba tanımlardan gidersek bu olmayacak. çünkü birincil nokta;
savaş halinden sonra yaşanan bir süreç... peki neden savaş... ve de haklı savaş
ne?... şiddetin haklısı olur mu... "meşru müdefa" şiddeti
meşrulaştırmak için söylenmiş iyi bir meşruiyet mi... yoksa şiddet açığa
çıkmadan yapıla bilecek şeyler varken mi şiddet kutsandı/kutsanıyor...
silahsızlanma/ silahları kim
üretiyor...
küresel güvenlik/ uzaylılar mı
dünyaya saldırıyor
ulusal bağımsızlık/işgalleri
kim yaratı
ekonomik ve sosyal adalet / bu adaletsizlikte
mağdurların rolü
çevrenin korunması/ çevreyi sıradan insanlar mı
bitiriyor,
bağımsızlık mücadelesi,insan hakları tamda takıldığım yer.
bu iki maddeyi
şiddetsiz elde etmeyi mi kutsayacağız
yoksa... yoksa şiddeti yada savaşı bu
alanda tolerans sınırları içinde mi göreceğiz. bu sınırların genişliğini bize
kim tanıyacak ve bana göre olan ile sana/ona göre olan arasındaki uçurumu kim
kapatacak...
"çevrenin korunması, insan hakları, bağımsızlık mücadelesi veren halklarla dayanışma
için ve emperyalizme karşı mücadele etmektedir" cümlesini meşru müzakere ve şiddet içermeyen
eylemlilikler ile sağlayabilecekmiyiz...
şimdi 100 yılında Çanakkale
savaşları nedeni ile tekrar barışı konuşuyor olma sürecine dönersek;
100 yılında savaşın neyini
konuşacağız... 1915 te yaratılmış ruh hali ile açığa çıkan şiddetin en acımasız
hali ile yaratığı tahribatı mı... "vatan savunmasında ki askerlerin"
kahramanlıklarını... (vatan savunmasında ki askerlerin özellikle "tırnak
içine aldım" Gelibolu yarımadasındaki askerde savunmadaydı, taarruzdakilerin
de mezar taşında vatanları için öldüler yazıyor... o zaman vatan için özgürlük
için nerede ölünür? ölümün barış ile ilişkisi varmıdır.) mı konuşacağız...
yoksa 100 yılda 20 yy, bir savaşlar
yılı olarak lanetlenmesini açığa çıkaracak kavramsal ve tarihsel okumalar mı
yapacağız....
1800'lü yılların Avrupa'sın da
açığa çıkan daha fazla erk için daha fazla sömürünün paylaşılamazlığının farklı
kavramlar ile meşrulaştırılarak dünyayı yeniden biçimlendirme hırsına sahip bir
avuç gözü dönmüşün aracı olmuş bir takım iktidar meraklarının aralarındaki
mücadelenin devam eden aracı olmayı mı sürdüreceğiz...
ne demek istiyorum 20. yy
savaş yüz yılı olarak başlamış ve 21.yy'la saçıntılarını atarak bitmiştir.
birinci dünya savaşı öncesi
gerginlikler birinci dünya savaşı süreci ardından bölgesel savaşlar anlaşmalar...
anlaşmalar barış anlaşmaları adı altında diyazn edilen yeni anlaşmazlık
anlaşmaları ve günümüz bölgesel küresel barış sorunları
Barış sorunu... sorun ile barışı yan yana
rahatlıkla kullanıyor olma... birikimlerinin ve saldırganlaşan..
şimdi bu yüzyılda yüzleşme ve
rahatlama kavramı ile barışı arama...
ben bu gün ne ile yüzleşeceğim ve hangi bilgi
üzerinden neyle yüzleşeceğim...
ben emperyalizmin dayatması
ve ortaklarının yarattıkları ile mi yüzleşeceğim, yaşadığım coğrafyadan
bildiğim ne kadar acı varsa her biri bugün dahi barışın önüne set konmuş
kavramlar ile diğerini ötekileştiren cümleler ile mi...her olayın tek tarafı
ile mi....şiddeti aklaştırma işi için asıl mücadele alanı olan evrensel şiddet
işbirliklerini gözden kaçırıp lokal üzerinde suçu yıkacak ve rahatlayacak
önermeleri mi takip ediyoruz... 2. dünya savaşı sonrası Yahudi soykırımına hep
beraber verdiğimiz tepkiyi aynı an ve mekan içinde aynı mezalime uğrayan
Çingeneler için düşünme ve konuşma zahmetine katalanıyormuyuz...
ezberimize konan zorunlu göçlerden
mukayeseler yaratıp kınama ve yüzleşmeler beklerken "barış"
anlaşmasında yer aldığı için mübadeleyi kutsamaya devam edecekmiyiz...
yoksa dünya Çanakkale'ye ne
anlam veriyorsa biz "O" anlamdan mı konuşmak istiyoruz... bu
topraklarda olanları hiçleştirerek yatanlar, can verenlere nasıl bir borcumuz olduğunu
dünyanın bunda ki borcunu İngiltere, Fransa, Almanya yada Japonya sınırları
içindeki katliamlar ile mi mukayese edeceğiz... İngiltere, Çanakkale'yi ve Çanakkale'de
yatan askerlerini görmezden gelip hafıza tazelemesi yapmaz iken her yıl Fransa
topraklarında yatan İngiliz askerlerini unutmuyor... yenilgi onu
buraya getirdiği askerin anılmasını unutturacak kadar emperyalizmin kutsalı
dışında bir durum mudur... ve işgal yıllarında özen ile inşa edilen
mezarlıklar.... şeklen korunması için verilen çabada yatanları anmak hafızayı
güçlendirmek için ne yapılıyor.... ve biz bu topraklarda yaşayanlar Atatürk
'ün 1934 yılında söylediği sözü ne kadar içselleştire biliyoruz...
1934 yılı gibi savaşın henüz
tüm hafızası taptaze iken söylene bilen sözler... ardından Yurtta Sulh Ve Cihan
Sulh cümlesini kuran bir anlayış ve batının/emperyalizmin yenişmesinin bitmemesi
ardından yaşanan bir 2. Dünya savaşından topraklarını uzak tutmayı başaran
zihinlere ne oldu... ne oldu da tekrar emperyalizmin aracı haline geldi
zihinler... Çanakkale'de ne işiniz vardı sorusunun yanıtı "medeniyeti Anadolu'ya
taşıma olduğu" ifadesi ne kadar içli ve sorunlu bir yanıttır... lakin ne
işimiz vardı Kore'de sorusunun yanıtını kabullenir oluruz... Anadolu çocuğunun adını
duymadığı yolunu izini bilmediği Kore de ne işi vardının yanıtı ne kadar
bezerdir... yani kısa tek kelime ile ifade de: emperyalizm...
100 yılında bir savaşın lanetlendiği
topraklarda savaş çığırtkanlığı mümkün mü olmalı yoksa barış mı mutluluğun
anahtarı.... 100 yıl önce bu topraklarda bir birine silah doğrultan ulusların
liderleri bu yıl 24 Nisanda bir arada savaş alanında diğerinin mezarının başında çelenk sunup
selam dura biliyorsa bu gün.. soru o gün neden savaştık dan daha iyi olabilir mi...
ya bu gün bir yanlış var yada
dün vardı...
dün tabi ki yanlıştı çünkü toprak
üstünde kan vardı... toprağın altına yatırılan beden... bu gün can.. ve beden
birlikte...
can ve beden...
Savaş ile barış ne kadar bir
birine zıt ise can ve beden o kadar bir bütünün ifadesi...
Yorumlar
Yorum Gönder