Nisan ayının sonunda yazdığım bir yazıyı masa üstündeki klasörleri temizlerken buldum ... O sıralar hiç bir yerde paylaşmadığımı fark ettim...

Barış Üzerine;
Barış savaşın karşıtı bir kavram mıdır ve de yalnız başına anılamaz mı?,

2. Savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh, hazar
3. Böyle bir antlaşmadan sonra insanlık tarihindeki süreç olarak tanımlamış,

 barışma işi:
 savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh:
 böyle bir antlaşmadan sonra insanlık tarihindeki süreç:
barış içinde yaşamak.- 
 uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam:
olarak tanımlıyor

wikipedia yada ise ; Barış kelimesi genel anlamda düşmanlığın olmaması anlamında kabul görülür. Başka bir anlatımla kötülükten, kavgalardan, savaşlardan kurtuluş,uyum, birlik, bütünlük, sukunet, sessizlik, huzur içinde yaşamak olarak da tanımlanabilir.
Barış halk arasında hoş geldiniz olarak da karşılanabilir. Barış kelimesi duygusal bir durum içinde kullanılabilir. Bir insanın kendisiyle barışık olması, kendi içinde bir denge, sakinlik, huzur içinde olması buna örnek gösterilebilir.
Dünya Barış Konseyi (World Peace Council) kurulduğu 1949 yılından beri barış, silahsızlanma, küresel güvenlik, ulusal bağımsızlık, ekonomik ve sosyal adelet, gelişim, çevrenin korunması, insan hakları, bağımsızlık mücadelesi veren halklarla dayanışma için ve emperyalizme karşı mücadele etmektedir. Kurucu başkanı Frederic Joliot-Curie'nin "Barış herkesin işidir" sözünü kendine ilke edinen Konsey, dünyanın pek çok ülkesinde bulunan barıştan yana örgütlerin federasyonudur. Türkiye'de faaliyet gösteren Barış Derneği, Dünya Barış Konseyi üyesidir.

Dünya Barış Duası Topluluğu (The World Peace Prayer Society), 1955 yılında Masahisa Goi tarafindan Japonya'da kuruldu. Topluluk, "Dünya'da Barış Egemen Olsun" ("May Peace Prevail on Earth") diyerek barışın dua aracılığıyla evrenselleşmesini hedeflemektedir.[1] 1986 Uluslararası Barış Yılı itibariyle faaliyetlerini uluslararası alanda yoğunlaştıran topluluk, 1988 yılında merkez binasını New York City'ye taşıdı. 1990 yılında Birleşmiş Milletler'e bağlı bir hükümet dışı kuruluş (NGO) olarak kabul edilen topluluğun merkezi 2001'den bu yana New York'ta bulunan Dünya Barış Sığınağı (World Peace Sanctuary) bünyesindedir....

bilgileri var.


Şimdi;
 Çanakkale'de çok sıkça konuşulmaya çalışılan "Barışın Kenti Çanakkale" den hareketle zaman zaman gündemimize gelen barışı ne üzerinden konuşacağız sorusu hep benim şahsi problemim olmuştur ve barış için barışı konuşmak için bir savaş durumu ve ardımı gerekir. (?) Tanımlara bakıldığında evet " savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh(barış)" yani bir anlaşma durumu var... peki kimler arasında bu anlaşma?... yanıt: savaşanlar arasında . Savaşanlar kim?, savaş neden çıkmış? anlaşmazlık neydi ki, savaş oldu? savaşa kim karar verdi? anlaşmaya neden oturuldu? anlaşma masasını etrafında savaşanlar dışında kimse varmıydı? savaşanlar dışında o masada oturan kim? savaştan önce neredeydi? ne kadar çok soru varmış. Savaştan önce ve sonra barışı konuşmadan sorulacak ne kadar çok soru çıkara biliriz.
Savaşın başlaması için güç ve iktidar yeter Barış için ise çok emek ve çaba gerek sözünü yada mealinde bir söz okumuştum ama nerede okuduğumu ve kimin sözü olduğu hatırlamıyorum ama bu söz bana her nedense savaş olmadan barışı konuşabilirmiyiz sorunu her seferinde sorduruyor..... galiba tanımlardan gidersek bu olmayacak. çünkü birincil nokta; savaş halinden sonra yaşanan bir süreç... peki neden savaş... ve de haklı savaş ne?... şiddetin haklısı olur mu... "meşru müdefa"  şiddeti  meşrulaştırmak için söylenmiş iyi bir meşruiyet mi... yoksa şiddet açığa çıkmadan yapıla bilecek şeyler varken mi şiddet kutsandı/kutsanıyor...




silahsızlanma/ silahları kim üretiyor...
küresel güvenlik/ uzaylılar mı dünyaya saldırıyor
ulusal bağımsızlık/işgalleri kim yaratı
ekonomik ve sosyal adalet / bu adaletsizlikte mağdurların rolü
çevrenin korunması/ çevreyi sıradan insanlar mı bitiriyor, 
bağımsızlık mücadelesi,insan hakları tamda takıldığım yer.
bu iki maddeyi şiddetsiz elde etmeyi mi  kutsayacağız yoksa... yoksa şiddeti  yada savaşı bu alanda tolerans sınırları içinde mi göreceğiz. bu sınırların genişliğini bize kim tanıyacak ve bana göre olan ile sana/ona göre olan arasındaki uçurumu kim kapatacak...
"çevrenin korunması, insan hakları, bağımsızlık mücadelesi veren halklarla dayanışma için ve emperyalizme karşı mücadele etmektedir"  cümlesini meşru müzakere ve şiddet içermeyen eylemlilikler ile sağlayabilecekmiyiz...

şimdi 100 yılında Çanakkale savaşları nedeni ile tekrar barışı konuşuyor olma sürecine dönersek;
100 yılında savaşın neyini konuşacağız... 1915 te yaratılmış ruh hali ile açığa çıkan şiddetin en acımasız hali ile yaratığı tahribatı mı... "vatan savunmasında ki askerlerin" kahramanlıklarını... (vatan savunmasında ki askerlerin özellikle "tırnak içine aldım" Gelibolu yarımadasındaki askerde savunmadaydı, taarruzdakilerin de mezar taşında vatanları için öldüler yazıyor... o zaman vatan için özgürlük için nerede ölünür? ölümün barış ile ilişkisi varmıdır.) mı konuşacağız...
yoksa 100 yılda 20 yy, bir savaşlar yılı olarak lanetlenmesini açığa çıkaracak kavramsal ve tarihsel okumalar mı yapacağız....
1800'lü yılların Avrupa'sın da açığa çıkan daha fazla erk için daha fazla sömürünün paylaşılamazlığının farklı kavramlar ile meşrulaştırılarak dünyayı yeniden biçimlendirme hırsına sahip bir avuç gözü dönmüşün aracı olmuş bir takım iktidar meraklarının aralarındaki mücadelenin devam eden aracı olmayı mı sürdüreceğiz...
ne demek istiyorum 20. yy savaş yüz yılı olarak başlamış ve 21.yy'la saçıntılarını atarak bitmiştir.
birinci dünya savaşı öncesi gerginlikler birinci dünya savaşı süreci ardından bölgesel savaşlar anlaşmalar... anlaşmalar barış anlaşmaları adı altında diyazn edilen yeni anlaşmazlık anlaşmaları ve günümüz bölgesel küresel barış sorunları
 Barış sorunu... sorun ile barışı yan yana rahatlıkla kullanıyor olma... birikimlerinin ve saldırganlaşan..
şimdi bu yüzyılda yüzleşme ve rahatlama kavramı ile barışı arama...
 ben bu gün ne ile yüzleşeceğim ve hangi bilgi üzerinden neyle yüzleşeceğim...
ben emperyalizmin dayatması ve ortaklarının yarattıkları ile mi yüzleşeceğim, yaşadığım coğrafyadan bildiğim ne kadar acı varsa her biri bugün dahi barışın önüne set konmuş kavramlar ile diğerini ötekileştiren cümleler ile mi...her olayın tek tarafı ile mi....şiddeti aklaştırma işi için asıl mücadele alanı olan evrensel şiddet işbirliklerini gözden kaçırıp lokal üzerinde suçu yıkacak ve rahatlayacak önermeleri mi takip ediyoruz... 2. dünya savaşı sonrası Yahudi soykırımına hep beraber verdiğimiz tepkiyi aynı an ve mekan içinde aynı mezalime uğrayan Çingeneler için düşünme ve konuşma zahmetine katalanıyormuyuz... ezberimize  konan zorunlu göçlerden mukayeseler yaratıp kınama ve yüzleşmeler beklerken "barış" anlaşmasında yer aldığı için mübadeleyi kutsamaya devam edecekmiyiz...

yoksa dünya Çanakkale'ye ne anlam veriyorsa biz "O" anlamdan mı konuşmak istiyoruz... bu topraklarda olanları hiçleştirerek yatanlar,  can verenlere nasıl bir borcumuz olduğunu dünyanın bunda ki borcunu İngiltere, Fransa, Almanya yada Japonya sınırları içindeki katliamlar ile mi mukayese edeceğiz... İngiltere, Çanakkale'yi ve Çanakkale'de yatan askerlerini görmezden gelip hafıza tazelemesi yapmaz iken her yıl Fransa topraklarında yatan   İngiliz askerlerini unutmuyor... yenilgi onu buraya getirdiği askerin anılmasını unutturacak kadar emperyalizmin kutsalı dışında bir durum mudur... ve işgal yıllarında özen ile inşa edilen mezarlıklar.... şeklen korunması için verilen çabada yatanları anmak hafızayı güçlendirmek için ne yapılıyor.... ve biz bu topraklarda yaşayanlar Atatürk 'ün 1934 yılında söylediği sözü ne kadar içselleştire biliyoruz...

1934 yılı gibi savaşın henüz tüm hafızası taptaze iken söylene bilen sözler... ardından Yurtta Sulh Ve Cihan Sulh cümlesini kuran bir anlayış ve batının/emperyalizmin yenişmesinin bitmemesi ardından yaşanan bir 2. Dünya savaşından topraklarını uzak tutmayı başaran zihinlere ne oldu... ne oldu da tekrar emperyalizmin aracı haline geldi zihinler... Çanakkale'de ne işiniz vardı sorusunun yanıtı "medeniyeti Anadolu'ya taşıma olduğu" ifadesi ne kadar içli ve sorunlu bir yanıttır... lakin ne işimiz vardı Kore'de sorusunun yanıtını kabullenir oluruz... Anadolu çocuğunun adını duymadığı yolunu izini bilmediği Kore de ne işi vardının yanıtı ne kadar bezerdir... yani kısa tek kelime ile ifade de: emperyalizm...

100 yılında bir savaşın lanetlendiği topraklarda savaş çığırtkanlığı mümkün mü olmalı yoksa barış mı mutluluğun anahtarı.... 100 yıl önce  bu topraklarda bir birine silah doğrultan ulusların liderleri bu yıl 24 Nisanda bir arada savaş alanında diğerinin mezarının başında çelenk sunup selam dura biliyorsa bu gün.. soru o gün neden savaştık dan daha iyi olabilir mi...
ya bu gün bir yanlış var yada dün vardı...
dün tabi ki yanlıştı çünkü toprak üstünde kan vardı... toprağın altına yatırılan beden... bu gün can.. ve beden birlikte...

can ve beden...

Savaş ile barış ne kadar bir birine zıt ise can ve beden o kadar bir bütünün ifadesi...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar